Şu Tarlabaşı’nda bir tane mi kötü film çekilmez !

İsmi nedeniyle çok temkinli davranarak Geçer nottan yukarısını vermeyen bir Film Eleştirmeni edasıyla, “O….. Çocukları” filmini alıp gittim bir akşam eve. Yorgun argın eve döndükten sonra bir DVD ile bu yorgunluğu atmak ve bir çaydanlık dolusu Çay’a yüklenmek çok keyifli benim için.

Kim ne derse desin filmi eleştireceğim. Yani içimden böyle geçiriyorum sürekli. Kardeşim böyle film ismi mi olur. Çoluk çocuğu var milletin. Böyle birsürü terane kafamda tren olmuş arka arkaya gidiyor…Nitekim fragmanlar geçer geçmez  İtalyanlar hemen olaya el attılar. Özgü NAMAL ses açmaya mı çalışıyordu artık bir jüri karşısında neyse ; hüsranla birlikte ayrıldı mekandan. Arkasında İtalyan kardeşlerimiz “Al Bano Carrisi & Romina Power düetiyle bildiğimiz şu meşhur Feliçita parçasıyla birlikte göründü bizim Tarlabaşı. Sonu ünlü ile biten cümleler yüzünden bu İtalyanların film başındaki ısınma turları bezdirdi beni. “Başla be artık başla…” naraları içimde yükselirken 1 hafta önce aldığım filmde kadroyu unutmamla birlikte “Acaba beş para etmez bir film mi almıştım!” diyerek filme konsantre olmaya çalışıyordum artık.

Özgü NAMAL’dan sonra gördüğüm karakterler “Allah allah! Bu da mı var filmde…” dedirtti bana. Özellikle Demet AKBAĞ, Sarp APAK, İpek TUZCUOĞLU, Altan ERKEKLİ cuk oturmuş bir rolle karşımızdalardı ve film Mercedes’in araçları gibi ilerledikçe, zaman içinde yaşlandıkça daha kıymetli olmaya başladı. Ve bir bahane bulamamak filmi gözümde zirveye çıkardı diyebilirim. Filmin tam  anlamıyla başlayana kadarki verdiği eziyet sonrasında üzüntü sevinç karışımı ama en çok DRAM vardı. Küfür ve +18 öğeler tavan yapmış olmasına rağmen hiçbiri gereksiz yere kullanılmıyordu. Üstelik filmin %50’si diyebilirdim ki çocuklar üzerine kurulu ve bu minik oyuncuların yeteneklerini böyle bir filmde dahi nasıl gösterebileceklerinin açık bir örneği var. Yazım burada bitmemekle birlikte laf arasında tanıtımına yer vermek istiyorum:

12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra siyasi suçlu olarak aranan bir karı-koca yurtdışına kaçmaya karar verir. Ama çocukları bu konuda onlar için en büyük engeldir. Yurtdışına kaçmadan önce çocuklarını bırakacakları güvenli bir yer ararlar. Çift sonunda çocuklarına ‘en güvenli yer’ olarak ‘Mehtap Anne’nin yuvasını seçer. Onların çocuklarını bıraktıkları yer aslında eski bir hayat kadını olan ‘Mehtap’ın bu işi bıraktıktan sonra halen hayat kadınlığını sürdürenlerin çocuklarını bıraktıkları ‘Emanetçi Anne’ evidir…

Karı-koca yurtdışına kaçtıktan bir müddet sonra çocuklarını alması için bir İtalyan kızı Türkiye’ye gönderir. İtalyan kız, ‘Emanetçi Anne’ye bırakılan çocuğu alıp anne – babasının yanına götürmek isterken kendini bir dizi ilginç olayın içinde bulur.
 
 
(*) Aşağıda her 2 fragmanı da görebilirsiniz. Birisi Dram diğeri ise Komedi.

Komedi ağırlıklı 1.Fragman

 

Dram yönü ağır basan 2. Fragman(Benim favorim)

Film bir çıtır’ın idealleri ile başlamış, 12 Eylül’deki bir aile dramına dönüşmüş, sonra da ağzından küfür kıyamet eksik olmayan ve Hayat kadınlarının çocuklarına bakan, diğerbir deyişle arsızlar yuvasının içine odaklanıyordu. Başta Eşkıya filminin mekanı olarak bildiğimiz Tarlabaşı efsanesi, bu filme de içinde bulunması gereken havayı kesinlikle vermişti. Bu yüzdendir ki Chelsea-Fenerbahçe filmini izlerken dahi Fener’i deneme tahtası yapan Chelsea’yi düşünmek yerine filmi kafamda canlandırıyordum ben hala. Çünkü film biteli 1 saat olmuştu. Bu filmde ne mi var?

Hayat, Töre, Özlem, Ucuza satılan Sevgiler,…Özünde hayvanlık olan ar düşmanlarının diline nasumusu pelesenk ederek geride bıraktığı kırıntılar…

Filmde beni en çok etkilyen unsurların başında film müziğini Kıraç’ın yapmış olması, Müziğin filmdeki iniş çıkışlara göre çok güzel bir biçimde içinizi titretiyor olması vardı! Kıraç bunu çok iyi başarmış bence. Diğer bir unsur ise zaman zaman filmde edepsizliğe,hayasızlığa dem vuruluyor olsa da buna neden olanların aynı zamanda ar-namus kavramını diline pelesenk edenler olması gerçeği var. Eleştriye açık bir konu olmamakla birlikte özellikle doğunun baskıcı zihniyeti karşısında yıkılan ocakların birçoğunda bu Namus karmaşasını görebilirsiniz. Herkes kendi tanımını kendisi yapıyor. Çok garip… Bastırılmış duygularını başka insanlar üzerinde kurduğu baskıyla tatmin eden hemcinslerim bu filmden umarım alması gerekeni alır. Aslında alıp zorla izlettireceksin ancak korkarım 12 Eylül rezaleti daha çok ilgisini çeker bunların.

Gerçekten de öyle. Filmin birçok yerinde odaklandığım dram konuları içerisinde maalesef 12 Eylül’de yaşananlar ilgimi çekmedi. Bunun için “Zincirbozan” filmi daha uygun sanırım. Ancak filmin başlamasına, yani ilk sanhesine hasıl olan 12 Eylül’den geriye kalan aile kırıntıları olduğundan bu noktada Yönetmeni eleştirme hakkımız da yoktur.

İzlenmesi şiddetle tavsiye olunur… 

Yazar Hakkında

teferruat.org

/*Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Öğretmeni*/
Öğrencilerini trend teknolojilerle tanıştırırken Maker kültürünü aşılamayı hedefliyor. "Bilişimde Gelecek Var" hareketi ile Bilişim Eğitime dikkat çekmeye çalıştı.

Fotoğraf sanatıyla ilgili. Toprağa baktığında bile elli renk tonu görüyor. Müziği, Grafik sanatları, Doğada sabahlamayı sever; bir de sabah gülümseyerek uyandıran kızını ;)

View all posts