Sallandı gönlümün en kuytu köşesi…

O kadar alışmışım ki artık kalkmıyor sadece “Acaba gelen o mu?” diye bekliyorum…

Gelenin birini çok iyi tanıyorum; varlığıyla yüreğimi ısıtan, eksikliğini hissedip de pembeleştikçe yüreğimin en utangaç yanı, sözlüsüne hazırlanamamış bir öğrenci edasıyla baştan ayağa titreyen bu çocuğu yaratan…

Diğeri ise binbir sınav vesilesinden sadece bir tanesi: Zelzele diyorlar adına. Sabah ezanı okunmadan sadece 1 dakika öncesiydi ve sonrasında okunan salâlar daha bir anlamlı oldu sanki:“Ey kulum! Senden umudumu kesmedim. Varlığımla sol yanını ısıtmam için yatağında irkilmeyi mi bekledin ?” der gibi… 

Birkaç yıldır tutmaya çalıştığım şu günlüğün en duygusal yanına vesiledir memleketimin sağ köşesi ve ilk öğrencilerim. Birkaç ay önce aldığım seminer sebebiyledir ki artık küçük-büyük nasıl ve ne şekilde sarsılırsam sarsılayım yerimden dahi kalkamıyorum. Bizi bekleyen felaketin çok az bir kısmı altı nokta sıfır! Çok basit görevleri yerine getirmekte acziyete düşen bir ruha ait bedeni yatağın yanında üçgen yapmak için yine yorgun bir ruha taşıtmak samimi gelmiyor. Daha kötüsü bu ruhu, can almak için gelen o meleğe taşıtmak :/ Geldiği gibi gitsin istiyorum bedenim…Bekleyeni çok oldu dünyaya gelirken ama giderken su dökeni olmasın istiyorum peşisıra!  Beni doğrulmamak için yatağıma çivileyen şey sanırım kabahatlerim. Kurtuluşun yolunu bilmek ve kurtulmak için adım atmamak, 6.0’dan daha büyük bir sınav olsa gerek. Ben her sarsıntıda yaradanımla başbaşa kaldığımda -ki 24 saat boyunca yüzlerce kez yaşadıklarımdan sadece birisidir- sanırım bu hazır olamayıştandır ki sadece ucuz birkaç kelimeyle yaradanıma sığınabiliyorum.

Sabah kalktığımda “Hafif geçti” dediğim depremde en sevdiğim öğrencilerimin de bir zamanlar tahtasında tebeşirleriyle oynayıp 3 yıl daha okumak için Karakoçan’a, yollarından geçip geldikleri Okçular köyü çoktan bir yıkıntıya dönüşmüştü bile. Sabahın ayazını kırmak için yakamadılar okulun sobasını. Aslında evden bile çıkaramadılar başlarını. Yaralı bile yoktur dediğim depremden artık eminim ki teyzesini, kuzenini,3 aylık kardeşini…kaybedenler var. Haritanın sağ köşesi sallandığı gibi gönlümün en kuytu köşesini de titretti bu sabah…ve ben o pembe yanaklı çocuklarımın hepsine ulaşamama acziyetiyle ve bu acziyetin sebep olduğu hırsla bütün gün “kimi aramadım ?” diye düşündüm durdum. İyi olduğuma şüphe duymadan telefona koşan arkadaşlarımdan kalan zaman boşluğunda hatırladığım tüm öğrencilerime koşmak istedim. Ya nefes almayı herşeye yeğleyecek bir depremzede daha varsa oralarda ?

Yükü ağır bir gündü Aziz şehrimin bugünü. Rabbim gidenleri rahmetine nail eylesin.

 

Yazar Hakkında

teferruat.org

/*Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Öğretmeni*/
Öğrencilerini trend teknolojilerle tanıştırırken Maker kültürünü aşılamayı hedefliyor. "Bilişimde Gelecek Var" hareketi ile Bilişim Eğitime dikkat çekmeye çalıştı.

Fotoğraf sanatıyla ilgili. Toprağa baktığında bile elli renk tonu görüyor. Müziği, Grafik sanatları, Doğada sabahlamayı sever; bir de sabah gülümseyerek uyandıran kızını ;)

View all posts