9 Saat, 1 dakika !

Bu sıralar biraz temposu düşmeye başlayan koşturmacaya bakıyorum da zihnen yorgun olduğum 1 gün, bedenen yorgun olduğum 1 seneye bedel oluyor bazen. Tabi bir de Mesleğini icra edememenin, daha doğrusu Bilişim Teknolojileri Öğretmeni olarak Eğitim sisteminin bir parçası gibi görünmeden sessiz sedasız Öğretmencilik oynamanın zorluğunu hergün hissetmekle günler geçiyor…Bazı günler Memur ağabeyimin odasında nispeten rahat koltukta, fotoğrafımı çekseler gülünebilecek durumlara düşüyor, bazen de rodaj süresini tamamlamış mercedes gibi açıldıkça çalışmak istiyorum. Bir günümüz, diğer günümüze uymuyor hasılı!

Elbette mesleki anlamdaki işleyişe, düzene,…birçok şeye veryansın etmeme rağmen bu düzen içinde güzel şeyler de olmuyor değil. Çabanızın görüldüğü zamanlardan bahsediyorum. Ama bunu söylerken de amirinizden alacağınız takdir, aylıkla ödüllendirme gibi durumları da kastetmiyorum !

Bakın nasıl geçmiş haftanın ilk günü…

Haftasonu okulda çalıştığım bir sırada beni arayan Telekom yetkilisiyle irkilmiştim. “Hiçbirşey yapmadan Okulunuzun bulunduğu mahallenin iyileştirilen altyapısından faydalanabileceksiniz” diyordu Müşteri Temsilcisi…1Megabit Sınırsız olarak kullandığımız altyapıyı 8megabit’e yükselteceklermiş. Sadece “Telekom bayisine giderek bilgilerinizi güncelleyin” demişti. Eskimiş de olsa kullandığım yazılımlar nedeniyle terkemediğim telefonumu bu yüzden seviyorum. O görüşmenin ses kaydını yayınlamak ve bazı firmaların kepazeliklerini göstermek  lazım aslında. Neyse…Bir hibe olarak gelen Bilgisayarları adam etmekle geçince birkaç günüm; kendi kendime bari şu internetimizi düzeltelim diye içimden geçirdim. Zira MEB’in sağladığı filtreli bağlantı ile birşeyler yapabilmek ne mümkün! Haftanın başında hem yeni boyanmış sınıfımı düzenlemekle hem de okulun farklı birimlerindeki arızaları gidermeye uğraşmakla bir haftadır rahat uyku çektiğimi hissetmeme rağmen sızlayan gözlerle uyanıyorum. Kablo çek, Bilgisayarları kur, Sınıfı düzenle derken zihin bir yandan beden ayrı bir yandan yoruluyor -ki zihnen yorulmak gibi kötü birşey yok. Bazı okul dışı meşgaleler nedeniyle yıllık planlarımı bile hala yapmış değilim. Çalışma takvimim bile hazır değil! Ben hala mesleğim için yapabileceklerimi kovalamakla uğraşıyorum. Neyse ki bu koşturmacada beni destekleyenlerin yeganesi Okul Müdürüm !

Türkiye’nin birçok ilinde Bilişim Eğitimcileri olumsuzlukların her çeşidinden bahsederken sıklıkla dağıtılan BT Sınıflarından, İstismar edilen özel yaşamdan, Önemsiz görülmekten ve bunda çok fazla paya sahip olan idarecilerden bahsederler. Bilişim Teknolojisi Öğretmenliği yapmış bir Müdürle çalışıyorum sanki. Desteği,Vizyonu,Liyakati,Öngörüleri,…zaman zaman duyduğum haberlerle üzüldüğümde hep iyi telkinleriyle imdada yetişiyor sağolsun ve Allah bozmasın; “Düzelecek…Bu böyle gidemez…Öneminizi anlayacaklar er-geç” diyor her fırsatta !

Bu sabah da çok erken başlayan koşuşturmacam yüzünden anneme sabah benimle birlikte uyanmamasını söylemiştim. Su böreğine talim edicez diyorum içimden…

İlk işim Örnek Öğrenciler için. 4.ders saati gelene kadar bu işin bitmesi lazım. Öğretim yılı başında zar zor karar verdiğimiz Örnek Öğrenci uyglamamız için bir Kriterler tablosu lazım. Ama olur mu öyle 3-5 fotokopi çekip sınav kağıdı gibi sağa sola ilan asmak! Grafikle uğraşıyoruz…1 saat süren bir tasarım ve ortaya çiçek gibi güzel şeyler çıktı ama beynim de tükendi…Örnek Öğrencileri seçmek için kriterler, seçilen öğrencileri bekleyen sürprizler, web sitesinde bölüm ayrılması derken,…neyse bitti sonunda.

Arkasından sıra Memur ağabeyimizin değiştirdiğim bilgisayarına geldi. Haftasonu yarısını adam edebildiğim bilgisayardaki Resmi yazışmaların bazıları, dosya isimlerinin uzun oluşu nedeniyle yedek alacağım yerlere kopyalanamıyordu. Tabi virüslerinin gizlediği bazı klasörlerin de silindiğini zannetmiş abim :) Bugün sabah, o da benim gibi az uyumuş. Daha doğrusu maaş dosyalarının silindiğini zannettiği için bütün gece uyuyamamış, çok güldüm sabah sabah :)

Gelelim sonraki işimize…Fahri Rehber Öğretmenlik !

Şiddeti Önleme Projesine başladığımdan beri zor durumda kalan beni buluyor. 2 ayrı ders arasında 2 ayrı öğrenci vakası. Neyse ki bu yıl Rehberlik Öğretmenimiz var da beni aşan sorunları ona yönlendirebiliyorum. Şiddet, İstismar türleri gibi konularla bir yılımız geçti…Anketler ayrı yandan, Velileri eğitmesi ayrı yandan derken koca Proje 1 yılı buldu. Arkadaşlarım benim aslında bir Rehberlik Uzmanı olmam gerektiğini söylüyor. Belki de doğruluk payı vardır…Her insanın bir ikizi vardır derler ya, belki de ikinci bir mesleği de çok iyi yapabilecek insanlar vardır…

Boğazlar meselesi…

Benimki kadar yeşil ve bakımlı bir Okul bahçesine çok az insanın sahip olabileceğine inanıyorum -ki yeşilinin fazlalığı yüzünden etraftan görülemeyen bir okulda görev yapıyorum…Sabah öğününde dalından incirleri kendim koparıyorum. Sağlam bir kahvaltı yerine börekle geçiştiriyoruz en önemli öğünü, 2 tane incir hakkımız da olsun değil mi :)

2 saatlik dersim var ve sırada Öğle molası!

Neylersiniz ki mola yapacak lüksümüz yok bizim! Az önce bahsettiğim ADSL hattı için yürütmem gereken Telekom işlemleri, Bilgisayar servisine bıraktığım VGA kablosunun teslim alınması, Sınıfımın yeni panoları için Fotoğrafçılardan çerçeve beğenmek ve basımı yapılacak baskıların takip edilmesi ve bunların mesai içinde yetiştirilmesi öğle arasını oluşturuyor. Tabi fırsatını bulup da yapabilirsem bir lokma yemek de ekstrası…Yemek bile bizim için ekstra oldu ya, bizi üzenleri de sen güzellikle Islah et diyorum Allahım. Bkz: Vatandaşı üzeni ben de üzerim!

Öğrencilerimin daha fazla çalışma çıkarabilmesini,uygulamalara yüklenebilmesini sağlamak için bugünlerde tasarladığım bazı panolar için çerçevelerin alınması, Renk düzeni bozulan okul bilgisayarımın VGA kablosunun tamiri, benden aldıkları yetki belgesindeki bilgileri geçtiğimiz yıl sisteme kaydetmeyen Telekom yetkilileri ile uğraşırken saat 3 civarlarına varmıştı ki okula döndüm. Şehir Merkezindeki evim ve okul arası 7-8 km kadar. Sorunlara bağlı olarak gün içinde bu git gel sayısı 4’ü bile bulabiliyor. Bugün de bir benzeri oldu işte; şehir merkezinde olmama rağmen 2 ilçe dolaşacak kadar kilometre yapabiliyorum. Dağ başında, mahrumiyet bölgesinde yaşayan arkadaşlarımı düşününce elbette şükrediyorum.

Okula vardığımda en çok yapmayı istediğim şeyi; aslında bir Öğretmen klasiğini, bir bardak sıcak çayı bile içemedim. Dizüstü bilgisayarımı yastık gibi kullanıp biraz kestirmek var ama neylersin ki daha mesai bitimine 2 saat var. Ben artık taşımakta zorlandığım başımı Memurun masasına bırakacakken öğrenciler için içeri giriş zili çalıyor ve gürültü ile biraz ayılıyorum. Bir ara görünüp kaybolan bir baş seziyorum kapının hemen arkasında. Belli ki içeri girmek noktasında tereddüt yaşayan birisi bu; Nisanur(3.sınıf öğrencisi) Mesaimiz neylersiniz ki ders başında olmasak bile öğrencilerle ilgilenmekle de geçiyor. Sınıfının başkanlık seçimlerinde rakiplerini ezip geçen kızımı bırakmam elbette. Henüz aile kuramamış bir Öğretmenin en büyük eğlencesi ve neşe kaynağı işte bu küçükler. Daha radikal bir açıklamayla, birçok meslektaşım bu sebeple benimsememiş olsa da bana göre Öğretmenlik mesleğini yapabilmek için en önemli sebep: Öğrenci sevgisi ! Çocuk sevgisi demiyorum, çünkü çocuklara dört duvar içinde birşeyler öğretmek için didinirken paylaştığınız şeyler yolda gödüğünüz bir minikle kuracağınız kısa yakınlıktan çok farklı. Çünkü paylaşımlarınız farklı! Dün Tuana ve Nisanur ile Başkanlık yarışı konusunda laflamıştık. Bugün de yakasında bir nazar boncuğu görüyorum. Bu arada tam bu satırı yazarken gözlerim doldu yine :-…

“Kız bu nazar boncuğu da nereden çıktı!” diyorum, annesinden kaynaklandığını söylüyor. Öğretmeni Cemil bey ile ne zaman görüşsem hevesim artıyor, içimden “İyi öğrenciler usuldan usuldan bize geliyor” diyorum. İlköğretim 1.kademede Bilişim Eğitiminin kaldırılmasıyla artık çocuklara Bilişim konusunda ne kadar abuk subuk şey varsa, bunları kendi kendilerine öğrendikten sonra ders verebileceğiz; tabi ders verebilmek mümkün olursa. Zira 6.sınıfa gelene kadar çocuklar öğrenebileceği türlü olumsuzluğu öğrenip birer gerçeklik olarak benimseyecek zaten. Siz de 6.sınıfta aldığınız bu çocukları Okul idareniz ihtimam gösterip de 3 yıl boyunca dersinizi seçerse olumsuzlukları törpülemekle uğraşacaksınız. Cemil Öğretmenin kızım için yaptığı yorumlar hep aynı: Zehir gibi…Okuması, Çalışma alışkanlığı, Liderliği…E böyle başkana nazarlık takılmaz da ne yapılır ! Ağız, burun…bir güzel sıktıktan sonra dersine gönderiyorum.

Geldik Özel Eğitim öğrencilerine…

Sınıfım için sabahçı öğrencilerin çalışma saatleri geldiğinde onlar da zaman zaman misafirim oluyor. Kaynaştırma için normal ders saatlerime katılabilecek düzeyde olmadıklarından işte böyle ders dışında bazen ziyaret ettikleri oluyor. Kalabalık mevcutları olduğunda derslerine yardımcı olduğumuz da oluyor; Özel Eğitim gibi bir sınıf için bir kelimeyi öğretmek…Sınıf öğretmenlerinin çarpım tablosunu ezberletmelerinden çok çok farklı! BT Sınıfında en çok sevdikleri şey oyun olmasına rağmen onlar da benim filtrelerime takılıp bayağı sıkılıyorlar. 2-3 öğrenciyi böyle bir arada bulmuşken faydalarına olacak şeylerden bahsedeyim desem de seviyelerine inmek konusunda sıkıntı yaşıyorum. Zira Bilişim Eğitimini bir kurumda sizin kadar önemseyen olmayınca bu eğitimi kendi sınıfındaki öğrencileri çıkarına olacakmış gibi düşünüp bireysel çabalar gösteren sınıf öğretmenleri olmuyor. Bence seviye farkı denilen şeyin anlaşılması için stajyer eğitimcilere Eğitilebilir düzeyde Özel Eğitim Örencileriyle birkaç saat derse katılmaları çok faydalı olabilir. Seviye farkını gözetmeksizin yapılan eğitimlerde nice öğrenciler harcanıyor bu şekilde, düşünmek bile istemiyorum. Onlara özel bir planın hazırlanması 2 öğrenciniz varsa 2 hafta sürüyor. Bunu kaç eğitimci  kaldırabilir ?

Elbette bu çocuklarla işimiz öyle ders saatlerinde, ders arası kaçamaklarında BT Sınıfında buluşmakla bitmiyor. Herşeyleriyle özel çocuklar; ulaşımları bile önemli… Ben, “Şükür, bu günü de atlattık” diye düşünürken bu sefer uzun bir bekleyiş başlıyor okul çıkışında. Özel Eğitim öğrencilerimin servisleri ortada yok. Onları göndermeden bizler de ayrılamıyoruz. Neredeyse aracıma yaslanıp ayakta uyuyacağım; uyuyacak bir yer olsun da :/

Bekleyişim gerçekten can sıkıcı bir hal başlamıştı ki arkamdan yaklaşan bir ses…: “Öğretmenim!”

Omzuma ulaşmaya çalışan iki minik el, ceketimin yakasına birşeyler iliştirmeye çalışıyor. Aslında benimle aynı seviyeye gelmek için eğilmemi istediğini düşünüyorum. Ellerini çektiğinde yakamda gördüğüm sarı renkli bir çengelli iğne…

Bu yazıyı okumaya başladığınızda ve biraz ilerlediğinizde Eğitimle ilgili yazıların arasında,şu an bu sayfanın en tepesinde duran NAZAR BONCUĞU resminin işi ne dediniz eminim…İşte o Nazar Boncuğu benim için, tüm bedenim buruşana kadar içinde kaldığım sıcak kaplıca suyu ve arkasından gelen 12 saatlik deliksiz bir uyku !

Yorgunluk mu kalır insanda…

Atsız şöyle diyor ya hani: “İnsan büyür beşikte, Mezarda yatmak için!”

O iki minik el ceketimin yakasıyla işini bitirdiğinde “Nedir bu?” diyecek oluyorum, Özel Eğitim Öğrencilerini bekleyen Öğretmen arkadaşlar, Müdürüm, hep birlikte gülüyoruz: “Öğretmenim kaderiniz açılsın diye taktım ben onu”. Kızım diyorum “Bak yatmadan biraz dua et bana,kuru kuruya mı açılacak kaderim…öyle değil o dediğin, kader yazılmıştır. Bahtınız açılsın hocam diyeceksin…” Arkasında annesi, komşularıyla birlikte okul önündeki tüm ahali neşeleniyoruz :)

O kadar içten söyledi ki dileklerini kızım; sapsarı iğnesi ve ucundaki boncuğuyla ceketimde bir kısmı görünen o nazar boncuğunu çıkaramadım. Eve vardığımda aracımı bıraktığım sokaktan apartmana kadar da insanlara aldırış etmeden yürüdüm. Neşelenmek ve umursamamak böyle birşey olsa gerek. Çok da önemsemiş olacağım ki eve girdiğimde yakamı farketmeyen anneme kızıyorum :)

Sanki bütün gün çektiğim yorgunluğun sebebi bana uzanacak o minik ellerin ucundaki mavi boncukmuş gibi geldi bir an. Başlık işte bu yüzden
9 Saat, 1 dakika!

9 saatlik mesai boyunca bedenen ve zihnen yaşadığım yorgunluğu,
işte o bir dakika ile unuttum gitti.

Boncuğun sahibini mi soruyorsunuz ?

Minik Nisanur…
Annesinin hediyesini Öğretmenine vermekten çekinmeyen ve
Öğretmeninin yorgunluğu için 1 dakikasını ayıran kızım!

“İyi de bunun için bir yazıya gerek var mıydı?” şeklinde düşünebilirsiniz. Çevrenize bakın! Hasbel kader iş ortamındaki mutsuzluğunu dile getirmekten çekinmeyen, branşının geleceğindeki ışığın yavaş yavaş söndüürülmeye başladığını farkeden ve bunu sesli olarak dile getirmek cesaretini gösteren insanlardan birkaç tane varsa etrafınızda şanslısınız demektir. Çünkü bu insanlar mutsuzlukları gibi sevinçli anlarını da dile getirirler. Başarısızlıklarını kabul ettikleri gibi başarılarıyla da elbet mutlu olurlar. İş ortamının ömür törpüleyen yanlarını içine gömerek hergün 8:00-17:00 mesaini doldurmak zorunda olanlar da var tabi ki. Yaptığı işler mesai arkadaşları tarafından görülmeyen, çok zor işleri bile başarmış olsalar aslında asli görevleriymiş gibi adledilen, rahat bir branşın temsilcileri oldukları her fırsatta ima edilen biz Bilişim Eğitimcileri, 10 yıl çalışıp hepi topu bir iğne parçasına takılmış mutlulukla ödüllendirilirsek elbette böyle yazarız.

Yazar Hakkında

teferruat.org

/*Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Öğretmeni*/
Öğrencilerini trend teknolojilerle tanıştırırken Maker kültürünü aşılamayı hedefliyor. "Bilişimde Gelecek Var" hareketi ile Bilişim Eğitime dikkat çekmeye çalıştı.

Fotoğraf sanatıyla ilgili. Toprağa baktığında bile elli renk tonu görüyor. Müziği, Grafik sanatları, Doğada sabahlamayı sever; bir de sabah gülümseyerek uyandıran kızını ;)

View all posts

Yorumlar

  1. Ben bu “gün”ünü nasıl olmuş da okumamışım üstadım! Kendime kızdım şimdi. Kızımıza ben de selam et, hepimiz için teşekkür et. Bu yıl çok çok yoğun bir başlangıcın ardından çok hızlı ve yorucu günler geçiriyorum. Okudum bu güzel 1 dakikanı, 9 saatin ne önemi var! Hep söylüyorum “not defteri”men değil, ÖĞRETmen olmak gerekiyor:)) Sevgiler, selamlar…

  2. :)
    Ben de senin yorumu yanıtlamayı unutmuşum üstad.
    Bu çocuklar var ya bu çocuklar…
    Bunlarla stres topu niyetine oynayacaksın :)
    Allah böyle sevimli ve aklıbaşında minikleri çevremizden eksik etmesin…(amin)