Bilişim çağında biz Eğitimciler zar zor ilerlemeye çalışırken yanınıza kesinlikle almamanız gereken bazı telkinler var !

Eylül ayı gelmiş ve ben tüm benliğimle Bilişim Eğitimi nitelik kazansın diye düşünürken içimden düşünmeme bile fırsat olmadığını gördüm. Allahtan bir yorumda da tastik ettiğim üzere bu memlekette Eğitim alanında doğruları söyleyen çok az insan var da es kaza dile getirilebilecek aksaklıkları göremiyor, kahrolmuyoruz. Bilişim Eğitimi meselesini ve Mesleğimi kafaya takmaktan Antidepresan almaya başladım, 6 ay kullanacakmışım… Vatan sağolsun !

Birkaç gün önce bir İnternet platformunda Reklamla karışık bir amaç için Öğretmenleri yerden yere vuran ancak kahrolsak da doğrularını inkar edemeyeceğimiz zehir zemberek bir yazı okudum: “…sizden cacık yapmaya malzeme bile olmaz!” diyordu arkadaş. Lakin daha birkaç dakika önce yanlış mı anlıyorum diyerek defalarca okuduğum yazıdan anladım ki Eğitim cehaleti biraz alır sözü bugün de geçerli ve iş sahibi olmak isteyen ülkem gençlerinin bitirdiği Yükseköğretim Programları dışında bir de Eğitim Fakültesi bitirmesi elzem olmuş. “Sizleri ……..Mühendis olarak görmek istiyorum” telkinleriyle mezun ettiğim öğrenciler Mühendis olup Analitik düşünceyi sadece Hesap Kitap için harcayıp Eğitim meselesine herkes gibi böyle dolozlama dalacaksa “Bilgisayar Destekli Eğitim modellerinde Öğretmene her zaman bir ihtiyaç olacaktır” diyen yaşayan kuramcıların dahi kemikleri sızlayacaktır! Öğretmensiz eğitimi savunanlardan bahsedeceğim az sonra…

Hıncal ULUÇ’un her meseleye master degree seviyesinde yorumlar yapması gibi ülkemizde bitme noktasına gelmiş Ulusal Eğitim Politikası ve Teknoloji ile Eğitim(Bilgisayar Destekli Eğitim,BDE,BDÖ) konusunda sokaktaki çaycıya bile sorsanız söyleyecek birşeyi var. Bu yüzdendir ki sevgili dostlarım artık saygı gösterebileceğimiz görüşlerden ziyade kulak ardı edilmesi gereken teranelerden ciddi anlamda sıkılmaya başlayan ciddi bir Eğitimci kitlesi kazandı ülkemiz.

– İnternet kafeler yaş sınırı tanımayan açgözlü işletmecilerin davetkar tavırları yüzünden sayısız yavrumuzu harcıyor. Gerek günlük yaşam gerekse eğitimdeki katkısı yadsınamaz Teknolojik aletlerin bilinçsiz kullanımı yüzünden önceleri okuldaki eğitime katkısı olur diyerek çocukların yalvarışları sonucunda taahhüt ile evlere alınan Modem, İnternet, Bilgisayar kombinasyonları yine aynı ebeveynler tarafından denetimsiz ve amaçsız kullanılıp Camdan dışarı atma raddesine gelinince internet kafelere er ya da geç gün doğuyor…

– TV Kanallarında -maalesef- niteliği nedeniyle TV Programı bile diyemeyeceğimiz yayınlarda hayatları Bilgisayar ve İnternet yüzünden paramparça olmuş ebeveynleri, gençleri, hatta minikleri görüyoruz. Evine 60’lı yıllarda TV getirebilen ender aileler gibi tarifsiz bir sevinçle Bilgisayar-İnternet kazandıran ebeveynlerin ileride yaşayacakları tarifsiz acıların sebebi siz de taktir edersiniz ki okulda verilen Bilinçli Bilişim Eğitimi değildir ! Bir eğitim olmadan tehlikeli bir dünyaya açılan, yeşil banknotların Bilişim dünyasını aralayacağını zanneden cahil ailelerden bahsediyorum…

– Yıllarca -yıllarca dediğim 2000′ li yılların başına denk gelir- teknolojik aletlerin yaygın olarak kullanılmasını bilinçli kullanımla karıştırdığımızdan showroom’larda bu aletlere maliyet açısından ulaşabilir olmayı bu aletlerin verimli kullanımı ile karıştırdık. Teknoloji üreten ülkelerin test için Türkiye’yi bile kullanması kafi. Zira Teknoloji bizim soyadımız ve sinemadan çıktığımızda ilk iş olarak Lavaboya gitmek yerine Cep Telefonumuzu açacak kadar düşkünüz biz bu işe. Biyolojik ihtiyaçlarımızdan bile önde gelir teknoloji.

Bunlar kelamın imali idi…

Aynı sorunları yaşayan onlarca Eğitimciden birisi olarak zaten bildiğimiz bazı şeyler için birkaç paragraf ayırdım. Bu paragrafları bazı arkadaşların sıkılarak okuduğuna eminim. Sizden özür diliyorum! Gelelim diğer mevzuya; biraz aydınlanmışlara, ışığın ucunu biraz görmüşlere…Ama çıkışın nerede olduğunu teoriye takıldığı için kavrayamamışlara…

Ülkemde kalkınmanın Eğitimle olacağını, çağın gereği Bilişim’in Eğitime zaman ve nitelik kazandıracağını yadsınamaz bir gerçek olarak gören ve bu fikirleri sesli olarak düşünen yüzlerce eğitimci olduğu gibi karşıt görüşlüler de var elbette. Ülkemizin kalkınması için ciddi bilinmeyenleri olan denklemi tek bir bilinen yardımı dahi olmadan çözmeye çalışan yöneticiler gibi biraz aydınlaşmış insanlar da var. Ancak bu aydınlanma sadece Eğitim konusunda görüş bildirmeye yetecek kadar olmuş. Bu sözlerimle ülkemizde Eğitime verilen pahayı siz biçin…

Sorunlarımızı bıkmadan usanmadan gündeme getirmeye çalışan bazı Kamu Portalları gibi benim de değer verdiğim nadide insan, sayın Abbas GÜÇLÜ’de değerli yorumlarıyla açık destek veriyor. Bu sırada elbette tartışılıp çıkar yol bulunabileceği düşüncesiyle biraz daha süslü cümleler kuran karşıt görüşler de çıkmıyor değil. Teknoloji Forumlarında, Programlama sayfalarında, Bakanlığın Proje Portallarında, Kamu Portalı Memurlar.Net,…gibi platformlarda insnalar düşüncelerini dile getiriyor. Bir insan meseleyi bu kadar açık ve net özetleyebilir diyebileceğimiz manav Hasan’lar çıkabildiği gibi Toplum nazarında gözbebeği gibi görülen meslek erbablarının meseleye ilköğretim öğrencisi aklıyla yaklaştıklarını da görebiliyoruz; ve kahroluyoruz!

Geçtiğimiz hafta Haber sayfalarına düşen “Tabletler 2.döneme yetişiyor” satırları sonrasında Abbas GÜÇLÜ’nün Web Sitesinde önce “Tablet’te kopan fırtınalar”, sonrasında da “Tablete karşı çıkanlara da o karşı çıktı” başlıklı 2 haberi peşpeşe okuduk. Tablet’e karşı çıkılması diye birşey yok aslında. Tablet’in eğitimin kaliteli bir seviyeye ulaşması için önşart olmadığı düşüncesi Öğretmen adaylarının ve naçizane benim gibi bazı Eğitimcilerin düşüncesidir. Daha önce bazı projelerin fiyaskoyla sonuçlandığı düşünülecek olursa bu adımların en ufak bir kamuoyu oluşturmadan, “Hesapladık, ölçtük, tarttık, paramız var; biz yaparız arkadaş…” mantığıyla tepeden yürürlüğe konulması, bir süre sonra bu yenilikleri sahiplenmeyi reddedecek eğitimcileri de doğuracak, buna inanıyorum.

Tablet ile ilgili 2.haber Bilişim sistemlerinin bir Rehber Desteği olmadan Atıl yatırımlara dönüşeceğine yer verirken, son haber ise Donanım yeterlidir, Eğitmeni olmasa da olur diyen bir Mühendis ağabeyimizin Abbas Bey’e yazdığı cevap niteliğindeki düşüncelerinden bahsediyor(Yazı için tıklayınız).  Biraz daha açacak olursak:

Tabletlerin Gelişi ile ilgili Misafir yorumları:

Teknoloji  kullanımıyla beraber Bilişim Teknolojisi Öğretmeni sayısı arttırılmalı.
Onarım,Donatım,Öğretmen ihtiyacı varken Tablet ikinci planda olmalı.
Birkaç şirket bu Tablet işinden nemalanacak. Aynı hatalar tekrar yapılıyor !

Misafir Yorumlarına cevaben bir Mühendis ağabeyimizin kaleme aldığı yazının özeti:

50bin Tabletin maliyeti 5 yıllık Öğretmen istihdamından ucuz.
Öğretmensiz bir Eğitim mümkündür. Tablet için bu süre yarım saattir.
Tablet, Bilgisayar Öğretmenin yerini alacak korkusu yaşanıyor.

İlk bakışta masumane görüşler paylaşılmış gibi görünmesine rağmen özetlediğim bu başlıkların detaylarını incelediğinizde farklı kişilerden çıkmış gibi görünüyor. Tablet Bilgisayarların geleceği ile ilgili haberler ilk yapıldığında öyle eğitime öğretime pek de dokunmayan kardeş sitelerin yazarları “Ne mutlu…Bu aralar bol bol sümüklü Tabletler göreceğiz!” diyerek olaya yaklaşmışlardı. Haksız da sayılmazlar. İnternet üzerinde bilgi ve deneyimlerini milyonlarla paylaşan, yurtdışından dahi binlerce okuru olan  kalburüstü yazarlarımızın Teknolojik eğilimler, yeni trendler konusunda ekseriyetle nokta atışları olmuştur. Yine bu insanlar ki hiçbir zaman Bilişim ile ilgili meselelere 2 günde çözülebilecek, üstesinden gelinebilecek meseleler olarak yaklaşmamışlardır. Gerçekçi ve memleket meselelerine duyarlı, birçoğu Bilişim alanıyla ilgili oalrak yurtdışında çalışmayı seçmiş olsa da asla Türkiye gerçeklerine yabancılaşmamış insanlardır. Ve bizler ki artık Doktorun doktorluktan, Avukatın avukatlıktan başka birşey yapamayacağı ancak zincirini koparanın sevmese, içselleştirmese bile Öğretmen olabileceği, Eğitim meslelerinde ahkam kesebileceği bir ülkede yaşıyoruz. Bu yüzden dikkate alınması ve alınmaması gereken farklı zümreler olabiliyor. Yıllarca kendinizi eğitim meselelerine adamış olsanız bile bu sizin Eğitim konularında ahkam kesebileceğiniz anlamına gelmiyor…

Gelelim bu yazıyı kaleme almama sebep olan habere. Mühendis ağabeyimizin(Muvaffak Gözüaydın) verdiği yanıtları ben de onun gibi madde madde irdeleyip doğru ve yanlışlarıyla ortaya koymak, sesli düşünmek istiyorum.

Madem düşünmek serbest !

BİRİNCİ BÖLÜM

1. Maalesef Türkiye’de eğitim hakkındaki düşüncelerini açıklayan yegane kimse sizsiniz.(Abbas GÜÇLÜ’den bahsediliyor…)
Abbas Güçlü hakkında öğrenilmesi gereken daha fazla konu var. İnsanların çoğu kez haberleri Web Platformlarından takip etmesi nedeniyle sayın Abbas Güçlü’yü de bir Web’de sesini yükselten birisi olarak görmek, bu konuda duyarlı tek kişi olarak bilmek, ölmüşçesine uyuyan ahmak uykusuna benziyor… Ekranlara çıktığı dönemler ile Web Platformunda ve Yazılı Basın üzerinden yürüttüğü çalışmalar incelenecek olursa Eğitim diye bir sınırlama getirmek de bu konuda düşüncelerini açıklayanlara kulk tıkayanları görmemek de haksızlık olacaktır. Biz zaten konuşuyorduk da duyan kim…

2.Eğitim çok pahalı bir prosesdir. USA dahil dünyanın hiçbir ülkesi gereken parayı bulamamaktadır.
ABD maalesef Eğitim için kaynak yaratmak yerine Eğitim kavramının ortadan kalkması için uğraşan bir Devlet haline gelmiştir. İsmini duyduğunuzda dahi terbiye edildiğinizi hissettiğiniz kalburüstü Yükseköğretim Kurumları & Programları dışında alt seviyedeki eğitim kademelerinin insana fazla birşey kazandıramadığını görebilirsiniz. Çünkü bizdeki gibi 30 yaşına geldiğinde ne yapacağına karar verememiş insan sürüsünü o memlekette göremezsiniz; kazanılacak herşey kazanılmıştır zaten! Ve tabi 18 yaşına gelip evdeki çalışma odasında pinekleyenleri de göremezsiniz. Bu sadece Eğitim değil Toplumsal Yaşantının da tesiriyledir.

Bizde çocuğun yemeği anasından, ağzının temizliği halasından, tuvaleti ninesinden sorulduğu için bırakın Eğitim meselelerini aynı çatı altında yaşadığınız içinbirçok kararı dahi bağımsız olarak veremezsiniz! Çöpçüsünden taksicisine,… insanların idealleri ve bu ideallere ulaşmak için çabaları vardır yabancı ülkelerde. Kurumlarda daha k12 seviyesi bitmeden bu yönlendirmeyi yapmaktadırlar. Ülkemizde ise Üniversite sıraları gelene kadar bir meziyetle donatılmamış,yönlendirilmemiş gençler askere geldiklerinde amiyane tabirle tek sıfatla tarif edilebilir:  “Yontulmamış odun” Bu şekilde Kamu Sektörüne atılmayı beklemekteler! Bizim taşraya veya taşraya yakın yerlere dahi Eğitim götürme çabalarımızla karşılaştırınca dış ülkelerde verilen emeğin aslında boşvermişlik olarak karşılık bulacağını söylemek mümkündür. Bizdeki Hipodrom vizyonu maalesef 3.Dünya ülkelerinde bile mevcut olmayıp bir yarış sonucunda bireylerin birşey kazanmış olmasını beklemek zaten ahmaklığın daniskası değil midir! At yarışını seven bizleriz, Nitelikli Eğitimi verip(Öğretimden bahsetmiyorum) kendi kendine yeten bireyleri yaratmak ise başka memleketlerin işi…Özetin özeti: USA’nın paraya ihtiyacı yok !

3. Eğitimde TEKNOLOJİYİ kullanmak şarttır. Bugün bu teknoloji ONLINE Internetten eğitimdir, buna karşı çıkmak intihardır . Maalesef eğitimin ne olduğunu  bilmeyenler karşıdır; bunlar da birinci derecede öğretmenlerdir, işlerini kaybetmekden korkarlar. Bunlar özellikle Amerikada mevcuttur. Sendikalar dolayısı ile eğitimi engellemektedirler. Bugün Amerika’da 60.000.000 K12 öğrencisinin ancak 1.000.000 online eğitim alabilmektedir.  Türkiye’de ise 16.000.000 çocuğumuzun 16.000.000′ u da online eğitim alabilmektedir. Bu dünyada YEGANEDİR.

Bu konuyu tartışabilmek için öncelikle Türkiye okullarında kullanılan Online Öğrenme Sistemleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Maalesef Online Öğrenme Sistemlerinin Eğitim Sistemine uygulanması, sayısı önceden belirlenmiş 50bin öğrenciye Tablet almaya benzemez. Bugün okullarda dayatmayla verilen ve İngilizce Öğretmenlerinin dahi ekseriyetle şikayetçi olduğunu gördüğümüz “DYNED Dil Eğitimi” sistemini görmekteyiz. Yükseköğretim Kurumlarında verilen Uygulamaya Dayalı bir İngilizce Eğitimini İlköğretim ve Liselerde de benimsemediğimiz için Yabancı Dil Eğitimi konusunda yıllardır boşa kürek çekmekteyiz. Yine bu nedenledir ki haftada 30 saat İngilizce ile yatıp kalkan bir dönemin Lise Hazırlık Sınıfı öğrencileri, yolda karşılaştıkları Tursitlere yine el kol işaretleriyle yol tarifi verdikleri için Uluslararası arenada Yabancı Dil Eğitimimiz hususunda yeterince komik duruma düşmüşüzdür.

Bunu da şimdilik bir kenara bırakalım…

Öğrencilerim için oluşturduğum Uzaktan Eğitim Sınıfına kayıtlı, okulumdan 150, başka okullarda verdiğim Web Tasarım Kursu için kayıtlı 50 öğrenci bulunmakta. Ne yaparsınız ki bugün Bilişim Teknolojisi Öğretmenlerinin derslerinde Teknolojiyi kullanmak zorunda oluşu gibi bir Realite dışında diğer branş öğretmenlerinin de Bilgisayar Destekli Eğitim’e karşı dirençleri vardır. Ha…sokak ağzıyla konuşacak olursak Projeksiyon+Bilgisayar’ı Bilgisayar Destekli Eğitim-Öğretim zanneden mağara adamları varsa halen bu dünyada o insanlardan en çok Eğitim Kurumlarında bulunabileceği sarsılmaz bir gerçektir! Kürek sapıyla BT Sınıfına Öğretmen sokmak için kovalayan bir Eğitimci olarak elbette başlıktaki birçok şeye, yaşayan birisi olarak katılmıyorum.

E-Öğrenme Sistemleri kendi kendisine işler gibi görünse de Bilgisayar Destekli her Öğretim modelinde Öğretmenin kendinden birşeyler katması gerekiyor. “Öğretmensiz, tek başına Tablet ile Eğitim mümkündür” teranesiyle ilerleyen satırlarda ilgileneceğim…Öğrencilerin takibi, Sınavların hazırlanması, Değerlendirme esasları, Dokümanların hazırlanması,…yine Öğretmenlerin halletmesi gereken parametreler. Etkileyiciliği sugötürmez ülkemizin kalburüstü bazı Eğitim paketlerinin, özellikle İlköğretim 4-5 kademelerindeki anlatımlarının hayli masalsı olduğunu görmek mümkündür. Bugün ilgili kademelerdeki öğretmenleri istesem de Vitamin Eğitimi için sınıflara sokamıyorum! Projeksiyon ile tahtaya yansıtılan metinlerden bir farkı olmadığından, diğer duyu organlarına hitap etmediğinden, bazı derslerle ilgili müfredatın ise dahil edilmediğinden yakınıyorlar. Oysa biz bu paketi, etkileşimi olan bir Öğretim Paketi olarak biliyoruz… Derse girdikten 10 dakika sonra tüm öğrencileri tekrar sınıfa götüren çok arkadaşımla karşılaştım. Yani çalışmaların MEB’e bağışlanan kısmından lütfen fazla bir medet ummayın!

Devam edelim…

Az önce bahsettiğimiz gerekleri hazırlamak zorunda oluşları nedeniyle E-Öğrenme sistemlerine karşı öğretmenlerde bir direnç var. Bilişim Eğitimcileri olarak dersi yetiştirmek adına ders aralarında bir çay bile içemeden 5 dakika öncesinden sınıfa giren, ders bitiminde öğrencilerini belki de geç bırakan bizler, takdir edersiniz ki bu tablo içinde Teknolojinin henüz bir beden büyük geldiği diğer branş öğretmenlerinin etkin kullanabileceği yalanını yutmayız! Ek olarak, mesleğinden olma korkusunu yaşayan kesim maalesef Bilişim Teknolojisi Öğretmenleri değildir. Bugün piyasada Ticari Rekabet sonucu çıkmış birçok Eğitim Materyali içerisinde Bilişim Eğitimi konusunda ortaya konulmuş bir ürün göremezsiniz. Çünkü Temel Seviye Bilgisayar Eğitimi diyebileceğimiz Bilgisayar Okur-Yazarlığı için dahi Video-Grafik-Ses destekli bir ürünün ortaya konulması imkansız gibi birşey. Konu-Müfredat çeşidi çok fazla. Sağlık alanındaki uzmanlıklar gibi Bilişim alanı da Yazılım ve Donanımdan bağımsız bir kavram olmadığı için insanları tek bir kalıpta öğrenmeye mahkum edemiyor, Bilişim Eğitimi için komple paket diyebileceğimiz bir Eğitsel hazırlayamıyoruz. Vitamin gibi paketlerde işte bu nedenle sadece belli bir dersin belli bir müfredatının ürün olarak sunulduğunu görmekteyiz. İdeal bir eğitim olduğu zannedilen DYNED belasını başımıza musallat eden üst düzey yöneticilerin ise bu sistemle ilgili olarak bilgilerin saklandığı sunuculardaki yetersizlik, yetersiz bant genişliği, halihazırda başka ülkelerde kullanılan bir Dil Eğitimi Sisteminin ülkemizde de dolozlamasına kullanmak gibi bir hataya girişilmesi, Müfredat konularında herhangi bir revizyona gidilmemesi, bu eğitim modelinin kullanımı ve öğrenci değerlendirilmesi konusunda İngilizce Öğretmenlerinin herhangi bir Eğitimden geçirilmemiş olması gibi sebeplerden dolayı üzülerek söylüyorum; DYNED denilince MEB personelinin KIBLESİ konumunda oluyoruz; Bilişim Teknolojisi Öğretmenleri…

Bu başarısız sistem için akıtılan ülkemiz kaynaklarından bahsetmiyorum; büyüklerimiz bilir.

Lakin ben Eğitimcilerin içinde olduğu acziyeti resmetmeye çalıştım. Sözde bu E-Öğrenme modelini ülkemize kazandıranların, işleyen süreç içinde daha işlevsel olması için en ufak bir çabası olmadığından ülkemizde İlköğretim seviyesindeki Dil Eğitiminin, kafasını kaldırmaya mecali olmadığını söyleyebiliriz. YEGANE olan budur ! Yabancı Dil Öğretmenleriyle zaman zaman birlikte derse bile girmek zorunda kalan eğitimciler olarak söyleyebiliriz ki bu alandaki sorunların Bakan, Kurum İdarecileri, DYNED eğitimi için eğitim almış Koordinatörler tarafından dile getirilmesini beklemek gibi bir hataya sakın düşmeyin! Görmek istediğiniz köyü size en iyi bir Bilişimci tarif edebilir.Üstad Mehmet Akif’in güzel bir şiirinden alıntıyla bağlamak istiyorum : “Müslümanlik, bilmem amma, galiba göklerdedir” demiş. Öğretmensiz sınıfları, kimler tahayyül etme densizliğine düşüyor kimler Eğitimde Öğretmen gereksizdir, bu çağda Öğretmenin Bilişimcisine gerek yoktur gibi bir teraneye Bilgi Kuramcılarına inat telaffuz edebiliyor bilmem ama bizler isteseniz de istemeseniz de Bilişim konusunda önderiniz olmaya devam edeceğiz. Bu milletin burnunu bu zorlu ilerleyiş sırasında kimler pisliğe batırıp çıkarmak ister, kimler ülke olarak maraton koşarken takımı terketmek ister,….işte orasını bilemem !

İKİNCİ BÖLÜM(Tepkilere cevaplar)

1.ONLINE Eğitim ile Bilişim öğretmeni arasındaki fark lokomotif ile koyun arasındaki farktır. ONLINE Eğitimde ÇOCUKLAR bilgisayar kullanmayı yarım saatte öğrenir. Buna şahsen Hakkari de bile şahit oldum .

Sorun bilgisayar kullanımının öğretilmesi değil -ki genel olarak biz Bilişimciler bunu sorun etmeyiz. Tek derdimiz kullandığı Bilişim Sisteminin yaratıcısı olması. Dikkat edecek olursanız asalaklar, parazitler, virüsler,… gibi bir sisteme bağlanmış gidiyoruz. Açık kaynak kodlu PARDUS gibi Unix tabanlı İşletim Sistemlerini kullanmaya ve geliştirmeye cesaret edemiyoruz. Microsoft gibi insanlar üzerinde alışkanlık kavramını kullanarak Tekel oluşturmaya çalışan bir sisteme inat, çok azımız APPLE, Macintosh, Unix türevi sistemler ile alışkanlıklarımıza kafa tutabiliyor, Linux işletim sistemlerini kullanacak cesareti kendimizde kolay kolay bulamıyoruz. Eğer ki USA gibi devletlerde Eğitim sisteminin gelişmesini istemeyen birileri varsa sanırım Türkiye’de buna karşılık olarak gelen kişiler Ulusal ve Açık Kaynaklı Sistem Yazılımlarının Eğitim Sistemine ve Devlet Kurumlarına yayılması için gayret göstermeyenlerdir. Bakanımız sayın DİNÇER, bu konuda bir adım attığı için tenzih ediyorum.

Asıl konumuza dönecek olursak, bugüne değin sadece bir sistemin kullanıcısı ve tüketeni olarak genç bireyleri yetiştirmek zorunda kalan bizler bu sistemleri üreten ve dünyaya kafa tutanları sahneye çıkarmak istiyoruz. Ne zaman “Kullandığımız Optik teknolojileri üretebilir miyiz?” diye kendimizi sorgulayacağız, ne zaman “Bindiğimiz araçların daha iyisi için Türkçe karakterlerden oluşan bir isim düşünmeyi hayal edeceğiz?”,…işte bunlar önemli. Tüketmek değil ÜRETMEK yani! Bu da maalesef temelde Bilgisayar ve İletişim Teknolojileriyle ilgili donanımların orasını burasını kurcalamakla, teknolojik donanımları tanıtmakla olacak iş değildir. Bilişim Eğitimini de zaten Bilgisayar üzerinde çıkılan bir Safari zanneden cahillerin en çok savunduğu fikir 10 dakikada öğretirim! teranesidir…

Peki sonra ?

Yani bağımlılar sürüsünü yarattıktan sonra…

2.Bilgili öğretmeni USA bile sağlayamamıştır. Rüya görmüyelim. Ama dünyanın en iyi öğretmenlerini online programda en ücra köşeye gönderebiliriz. Eğitimde eşitlik.

Eğitimde eşitlik maalesef farklı yemlerden yiyen yarış atlarını hipodromda koşturmakla, farklı çayırda otlayan boğaları güreştirmekle olmaz ! Köye göndereceğiniz öğretmen Eğitim ve Öğretime bir nitelik getirecektir. Bu elbette cehalete tercih sebebidir. Tablet kullanmak ise nitelik kazandırmakla kalmayıp zaman boşluğu bile yaratabilir. Bunun için önce aşılması gereken Müfredat üretilmesi ve bu üretim işinin beynelminel bir memleket meselesi haline getirilmesidir. Ancak bırakın bir Bakanın yetki devretmesini, canı sıkılan Daire Başkanı olduğu müddetçe 2 dönem üst üste Eğitim konusunda ortak & öncekilere paralel bir Politika geliştirilemiyor bu memlekette. İnsanların Öğretmenler ile ilgili olarak ATAMA-TATİL-MAAŞ üçgeninden başka birşey bilmediği bu büyük zümre için daha detaylı bilgi sahibi olmasını da çok görmüyorum. Tableti getiren bürokratların yarın “Zor mu oldu ne, lego ile başlasaydık keşke” diyebilecekleri de işte bu nedenle kuvvetle muhtemeldir!

Kaldı ki Sınav sistemi ile okulun ayrı, dershanenin ayrı koşturduğu bir kulvarda Tablet ile öğrenciye hangi standart eğitimi vereceksiniz ? Burada tableti ortadan kaldıralım demiyorum ancak Öğretmen yetersizliği ile aşılması daha da zor hale gelen Eğitimsizlik sorunlarını kenara itip salt Teknoloji ve Yazılım ile çağ atlayacağımızı zannetmek, Gaz maskesi ile gül koklamaya benzer! Sizleri koruyacak, yönlendirecek çağın Rehberlerini memnun etmeden, memnun olacakları bir statüde işe koşmadan, mesleklerine gönülden bağlanmalarına katkı sağlamadan FATİH, çöpe atılmaya aday bir yatırım olmaktan öteye gidemeyecektir. Eğitimde eşitliği çözmenin tek parametresi Donatım olmadığı(Donanım demiyorum!) gibi Öğretmen de değildir…Öğretmenlere dil uzatmadan önce Türkiye’de sayıca en fazla Kamu çalışanını oluşturan Eğitimcileri yöneten üst düzey bürokratların niteliklerini incelemek, Başkentteki TTKB,EĞİTEK,PGM gibi Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı 3 Temel Kurumun yöneticilerini nitelik açısından incelemek, öğretmenler üzerinde Toplum nazarında oluşan bu havanın Balkanlardan gelmediği gerçeğini size gösterecektir. Eleştri getirenlerin bu konuda en ufak bilgi sahibi olduklarını zannetmiyorum…Bizi yönetenler gerçeği !

3.Çoğu okulda çocuklar öğretmenlerinden daha ileride derslere hakimdir. Hatta öğretmene ihtiyaç bile yoktur. Fakat bunu öğretmenlere kabul ettirmek imkansızdır. Kendilerini ” kaçınılmaz ” görmektedirler .

Cahilliğin bu kadarı…

Aşağıda size günlük hayatta çocuk sahibi bir yakınınızın, iş arkadaşınızın akşam davetine katıldığınızda karşılaşmanızın muhtemel olduğu diyaloglara yer veriyorum. Sonra yine devam edelim:

Bizim oğlan Bilgisayar Manyağı. Ne sorsan cevap verir ? Format atma, Facebook, MSN,…dışında bir soru olmasın.

Dün bizim üç numara…sen kendi kendine paint’i aç,resim çiz, ordan oraya gir…Ben bilgisayarı açamıyorum daha. IQ’sunu ölçtürmek lazım bu çocuğun, çok zeki…

İşte dün kendi kendine girmiş internete…Kedi resimlerini açmış, piti..piti.. diye gülüp eğleniyor.

Vakıf olmadığımız konu sap ve saman arasındaki farkı kavramak kadar net çizgilere sahip:

a. Taklit ve Öğrenme:
Taklit, Bilişim çağında birbirinin kopyası onlarca Web Platformunda yazılı ya da görsel olarak karşılaşabileceğiniz bir sistem sorununu çözmeye yardımcı olacakken, sizin her zaman alışık olduğunuz sorunlar dışında bir sorunla karşılaşmanız durumunda yerli malı gibi seyredip duracaksınız. Bu eğitim için bilgisayarın başına, Tabletin karşısına oturan çocuklarını için de böyledir, İnternet kafelerde Bilgi-işlem birimlerinde çalışanlar için de böyledir. Aynı durumu açıklamak için başka bir örnek vereyim; sabah tekrarladığınız 3-5 kelimeyi size akşam bıkmadan usanmadan tekrarlayan  muhabbet kuşunuzu ele alalım… Bildiği şeyleri size sürekli tekrarlamasına rağmen bildiklerinden farklı birşey üretemeyecektir. Çünkü siz ona birşey öğretmediniz! Yani Bloom Taksonomisine göre cevap verecek olursak TANIMA(Görme, Hatırlama) aşamasında bir kazanım sağladınız ancak bu sağladıklarınız hayvancığın SENTEZ(Ürün ortaya koyma) boyutuna çıkmasını sağlayamaz ! Bu da yine üstte ilgili arkadaşın Lokomotif-Koyun yakıştırmasına benziyor. Öğretmenleri ihmal ederek öğrencilerimizi düşünme yeteneği olan KOYUNLAR SÜRÜSÜ haline çevirmemize ve onların üretme yeteneğine ket vurmalarına neden olacaktır. Bakın,… aslında USA’nın istediği şeye gelmiş olduk. Düşünmek gibi bir ihtiyacı hissetmeyecek Koyunlar sürüsünü yaratmak…

b. Bilişim alanındaki cehaletimiz nedeniyle başka varlıkları yüceltme konusundaki görgüsüzlüğümüz:
Bilişim alanı işimizin,evimizin hatta kullandığımız taşıtların ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen bu alana buz adamı oynadığımız sürece IQ’su yaşıtlarından farklı olmayan her çocuğu onu doğuran anne-babadan daha zeki, yetenekli gibi göreceksiniz. İşte kendinize yapabileceğiniz en büyük hakaret! Ebeveynlerin, Kamu çalışanlarının bugün iş yaşamlarının bir gerçeği, parçası olmasına rağmen halen Teknolojik aletleri kullanma konusundaki diretkar tavırları, dirençleri sonucunda Bilişim alanında biraz bilgi sahibi olan insanları; ekseriyetle de minikleri İlah gibi görmeleri eğilimi vardır. Siz derinlerine inmek istemediğiniz ve “Emekli olana kadar çat-pat kullanırım işte…” dediğiniz Bilgisayar karşısında hergün Elektronik tabloların formülleriyle cebelleş olurken çocuğunuzun kameradan fotoğraf çekmesiyle irkilir, bir yabancıyla sohbet etmesine hayli şaşırır, ilerleyen süreçte de çocuğunuzun üstün zekaya sahip olup-olmadığı konusunda uykularınızı bölmeye başlarsınız.

Durum işte bu kadar vahim. Bile bile kendini eşek gibi görme sanatı…

Oysa zeki gibi gördüğünüz çocuğunuz, hergün gönderdiğiniz o Eğitim Kurumlarında özene bezene eğitilmediği için birçok şeyi yapmaktan zorla mahrum bırakılıyor. Üretmekten alıkonuluyor! Örnekle açıklayalım:

Okulun ilk haftalarında Bilişim dersinde normalde ileride bahsetmem gereken bir konudan; ALGORİTMA konusundan bahsederim.
Algoritma: Problemlerin çözümü için izlenmesi gereken işlem basamakları demektir. Kişiden kişiye değişen bu işlem basamakları çözüme ulaşırken izleyceğiniz yollardır ve bir çözüm sizin tarafınızdan çok kısa yoldan gerçekleştirilirken başkası tarafından dolambaçlı yollardan sonuca götürülmüş de olabilir. Algoritma bu yüzden güzel…

Bilişim dersini, Bilgisayarı tanımak, -ya da hala kaldıysa öyle cahil bir kesim– sürekli oynadıkları oyunların dışına çıkmalarını sağlamak için kendi kendilerine ne yapabileceklerinin farkında olmalarını sağlamak için önlerine türlü sorunlarla çıkarım. Öğrencilerim için yarattığım Bilişim problemlerinin ya da günlük yaşamda karşılaşabilecekleri sorunların çözümü için Masal anlatanlar olduğu gibi 2 satırlık Karadeniz fıkralarıyla sorunları çözümlerle  bağlayanlar da çıkar. İşte Eğitimciler olarak nihai hedefimiz budur. Uzun ya da kısa; üret(k)en olmak!

Günümüzde www ile başlayan her siteye baktığınızda içinde gördüğünüz sözde üretim sonucu önünüze gelmiş herhangi bir cümlenin içindeki imla hataları bile değişmeden başka sitelerden alıntılandığını görebilirsiniz; yani 1-2 yer dışında aslında herşeyin çalıntı olduğunu, üreteilmediğini, emek hırsızlığı olduğunu… Eğitime dönecek olursak öğrencilerinizin ufkunu yeterince açmazsanız derste verdiğiniz örneklerin dışına çıkıp size asla farklı örnek veremeyeceklerini, verdiğiniz Proje-Performans görevlerinde derste verdiğiniz örnekleri kullanmadan asla bir ürün ortaya koyamayacaklarını, kısacası size ve fikirlerinize bağımlı olduklarını görürsünüz. Bu nedenledir ki derste Hezarfen örneğini verdiğiniz ama düşünme tembeli olarak yetiştirdiğiniz öğrenciler yazılı kağıtlarında uçmak için Hezarfeni örnek almış insanların arasına yenilerini hiçbir zaman ekleyemeyecekler!

Sokaklara çıkın ve biraz çevrenize bakın…

“Format atılır, Müzik yüklenir” afişleri ile İnternet kafeleri donatmış, herkesin yaptığı niteliksiz işleri yapan onlarca papağan görebilirsiniz. Ancak hiçbirisi “Yürüttüğümüz Açık kaynak yazılım projesi için Yazılım uzmanı ortaklar arıyoruz” afişini asamaz; eğer  üretmesini öğretmediyseniz…Çünkü onların işi üretmek değildir, insanların tembel oldukları alanları; düşünmeme alışkanlığını kullanarak sizi tüketmeye ve kullanmaya çalışırlar! Ve maalesef birileri tarafından dürtülmediği sürece  öğrencilerimiz ister Tablet, ister Bilgisayar olsun,…süslü likit ekranlara bakan ve sadece takip eden robotlardan farksız olacaklar…İşte öğretmen bu noktada devreye giriyor. O ufku açacak yegane öğe…

4. Dananın kuyruğu burada kopuyor. Öğretmen olmadan dahi çocuklar tableti kullanıp sınıflarını geçecekler. Burada kuvvet YAZILIMDIR. VİTAMIN Dünyanın en iyi yazılımıdır. Tablet tek sınıflı okulda 4 kere daha iyi vazife görecektir.

Hiçbir birey kendi seviyesinin ve çevre şartlarının dışında değerlendirilemez. 2006 yılında yapılan düzenlemeyle Bilişim Teknolojileri dersinin gerçek anlamda Bilgisayar ve Bilişim ile ilgili hiç bilgisi olmayan insana dahi birşeyler öğretebilmesini sağlayan en önemli değişiklik yetersiz de olsa müfredata getirilen revizyon olmuştur. Eskiden bilgisayar görmemiş, fareyi eline hayatı boyunca almamış 6.sınıf öğrencisine zorla Paint anlatmanız beklenirken bugün 7.sınıf öğrencilerine seviyeleri iyiyse Programlama anlatabiliyorsunuz. Bu anlattıklarıma dayanarak söylüyorum; bir öğretmen için meslek yaşamı boyunca karşılaşabileceği en zor sınav olan Birleştirilmiş Sınıflarda her seviyeden öğrencinin aynı kalitede eğitim alabileceğini ummak, çölde yağmur duasına çıkmak değildir de nedir ? İçinde yaşadığımız şehri bir kenara bırakın, henüz kendi mahallesinden sıyrılıp il merkezine dahi gitmemiş, kahve çekirdeği dünyasında sıkışıp kalan bir öğrenci kitlesinin dahi sadece Tablet’le başarıya ulaşacağını zannetmek…HAYAL ama inşallah GERÇEK OLUR !

Gelgelelim MEB’e bağlı kurumlarda Teknoloji kullanımı, FATİH Projesinin Pilot Uygulamaları, Bilişim Teknolojisi Öğretmenleri ve Formatörler için yapılan Anket çalışmaları maalesef okullarda kullanılan Online yazılımlar ya da bir diğer yazılım DYNED için yapılmamıştır. Milyonları çöpe attığımız Microsoft Öğretmen Akademisini duyanınız bileniniz var mı ? Öğretmenlere Sertifika verileceği duyurulan bu Projeden, FATİH’in başarıya ulaşmasında sınırlılık bulunduğunu söyleyen aydınlar neden bahsetmiyor merak konusudur bizde…Konudan uzaklaşmadan söylemeliyim ki az önce yukarıda da saydığım üzere iyi olmasına rağmen bazı Eğitim paketleri birçok konuda eksikleri olan, bazı anlatımları farklı sınıf seviyeleri için masalsı gelen içeriklere sahiptir. Belki de birkaç kuruş ücret mukabili alınıp evde denenerek kalitesi hakkında fikir yürütülen bu yazılımların Milli Eğitim dünyasındaki yankılarını takdir edersiniz ki biz eğitimcilerden başkasının her yönüyle bilmesi zordur. Ha muhatap olan kişiler ilgili yazılımların nümessilleri ise korkarım geleceğimiz olan çocuklar, üretttiğimiz yazılımların kobayları da değillerdir !

Kuvvet Yazılımda değil, öngörüleriyle hareket edilecek, fikirleri alınacak, ürün testlerine katılacak Öğretmenlerin aktif ve etkin olarak kullanımındadır. Bunu hayatı boyunca kimseye bir tek harf öğretmenin zorluğunu bile yaşamamış insanların anlamasını beklemek aptallıktır! İşte bu nedenle Öğretmenleri gereksiz gibi görmek birilerine göre mantıklı…

5. İşte dünyanın en saçma mütalaası. Zaten okulların tamiri, bakımı, su parası elektrik parası yeterli olmadığı için tablet geliyor. Okullarda öğretmen olmadığı için tablet geliyor.

50bin Öğretmenin 5 yıllık maaşı 600milyon x 5 = 3 milyar $
16milyon Öğrenci için Tablet maliyeti 150 x 16milyon = 2.4 milyar $

Bakkal Matematiği ve Mühendis dehası birleşiyor…

İşte sonuç; Kârdayız. Yeme de yanında yat !

Savunular öyle raddeye gelmiş ki okulda verilen eğitimin Planlı, Programlı bir Eğitim olduğu unutulup, Formal yönü irdelenmeyip, işte gördüğünüz şu matematikle olaya yapılan yaklaşım, sanırım bu projenin de bir zamanlar temelini oluşturdu. Maliye Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Kamu’nun en büyük kamburu Milli Eğitim Bakanlığı 600milyon doları nereden kısarız diye düşünüp çıkar yol bulamayınca bu çözümü getirmiş olmalılar: Okula gelmeden kendi kendine meslek sahibi olan kültürlü, eğitimli öğrenciler. Ben de kendimin radyoloğuyum zaten…

Uzaktan Eğitim(Distance Education), Online Eğitim(E-Learning),…gibi kavramlar Eğitim Dünyasının realitesidir. Bugün Yüksek Lisans Programlarının bazıları deneme amaçlı bazıları ise her yönüyle eğitimlerini ve sınavlarını Online olarak yapmaktalar. Bu konuda Literatür diyebileceğimiz ilk Üniversite de Sakarya Üniversitesidir. Saydığımız yenilikler İlk ve Orta düzeydeki Öğretim kurumlarına da getirilemeyecek anlamına gelmiyor elbette. Ancak bu işi sadece Donanım sağlamak için maddi bir gücün ayrılması olarak görmek at gözlüğü takmak olur. Eğitime getirilecek bu katma değer sadece Tabletlerin getirilmesi ile çözülemeyeceği gibi öğrencilerin tamamen bilinçlendirilmesiyle de çözülemeyecek bir durum. 2000’li yılların başlarında İlköğretim Müfredatında Öğrenci Merkezli Yaklaşımla geliştirilen müfredatlara karşı tecrübeli Öğretmenlerimizin nasıl ki direnci olduysa bu konuda dinamiklerin oturması için de  sancılı bir süreç gerekecek. Ve maalesef  bu meseleye 600milyon dolarlık bir kâr olarak yaklaşanların tahayyül etmediği harcama kalemleri mevcut zaten. Öğretmenlerin eğitimi, Okul binalarının fiberoptik donatımı, Tablet bilgisayarların alımı sonrasında oluşabilecek teknik destek giderleri, Yazılım giderleri,…Bunların hiçbirisi öğretmeni olmayan bir Köye Öğretmen atanmasından daha önemli değildir.

Türkiye’ye Bilişim Eğitimini ve Yükseköğretim Programlarını kazandıran değerli Profesörümüz M.Yaşar ÖZDEN ne güzel söylemiş: “Bütün Teknolojilerin Aklı, Onu Kullanan İnsan’ın Aklıyla Sınırlıdır”

Eğitimcilere, Öğretmenlere, Fikir teatisine yatırım yapılmadan salt maddiyata yapılan yatırımla ortaya konulmaya çalışılan bu Proje için sevgili BT Öğretmeni meslektaşım  Olcay BÜYÜKÇAPAR’ın da söyleyecekleri var: “Akıllı Tahtaların aklını alacaklar!”

Vizyonları nedeniyle sadece eğitim yaptıkları dört duvarı değil çevrelerini ve ilerleyen süreçte Toplumu değiştiren Öğretmenlere, Öğretim methodları içerisinde bir alternatif gözüyle bakılması aslında bu tür insanların Eğitime ve Eğitimciye bakış açılarının ne düzeyde olduğunu aklıllara getirmelidir…

6. Bilişim Teknolojisi Öğretmenlerinin sayıca arttırılmasına gerek yoktur. Cehaletin daniskası denir buna. Tablet kullanmak içim bilgisayar bilmeye lüzum yoktur. Herhangi bir öğretmen veya veli 10 dakikada öğretir. Ben 5 yaşındaki torunuma 15 dakikada öğrettim.

Yukarıda yazdıklarımdan tekrar alıntı yapıyorum:


Asıl konumuza dönecek olursak, bugüne değin sadece bir sistemin kullanıcısı ve tüketeni olarak genç bireyleri yetiştirmek zorunda kalan bizler bu sistemleri üreten ve dünyaya kafa tutanları sahneye çıkarmak istiyoruz. Ne zaman kullandığımız Optik teknolojileri üretebilir miyiz diye kendimizi sorgulayacağız, ne zaman bindiğimiz araçların daha iyisi için Türkçe karakterlerden oluşan bir isim düşünmeyi hayal edeceğiz,…bunlar önemli. Tüketmek değil ÜRETMEK yani! Bu da maalesef temelde Bilgisayar ve İletişim Teknolojileriyle ilgili donanımların orasını burasını kurcalamakla, tanıtmakla olacak iş değildir. Bilişim Eğitimini de zaten Bilgisayar üzerinde çıkılan bir Safari zanneden cahillerin en çok savunduğu fikir 10 dakikada öğretirim! söylemidir…

Aslında öğretilen şey Tehlikeli bir dünyanın içine yavrularımızın girmesinin ne kadar kolay olduğudur. Bilgisayar ve İnternet ortamında karşılaşabilecekleri zorlukları tanımalarına yardımcı olmadan çocuklarımızı ve gençlerimizi bu dünyayla tanıştırmanın bir ebeveyn olarak aslında bu çağda en büyük görevlerimizinden birini terk etmek anlamına geldiğini ve sorumluluktan kaçmakla eşdeğer olduğunu düşünüyorum. Sorumluluk maalesef bu Teknolojik aygıtları onlara hazırlamak değil zor anlarında onların yanında olmak ve üzerimize düşen Denetim ve Rehberlik görevini yerine getirmek. Formal Eğitimde bu işin erbabları tabiki de eğitimcilerdir ancak bu onları uçsuz bucaksız bir dünyaya salt eğitim desteğiyle salıvereceğimiz anlamına da gelmemeli !

7. “Öğretmensiz öğrenirler artık…” En doğru laf. Ama öğretmen de iyi veya kötü onu da kullansak fena olmaz. Öğretmen de öğrenir tablet ile. Evet yazılım geliştikçe öğretmene de ihtiyaç kalmıyacak . Öğretmenlerin de korkusu burada .

Evet…İstesek de istemesek de Terminatör çağının geldiğini zanneden küstah ve öğretmen düşmanı insanlarla aynı ülkeyi paylaşıyoruz. Bir insanın Eğitim Gönüllüsü olması onun elbette Öğretmen sevdalısı olmasını da gerektirmiyor zaten. Neylersiniz ki İnancımızın, Toplumsal yaşantımızın,…birer parçası olan Öğretmenlere “olmasa da olur” gibi bir yaklaşım ileride Kuramcılar tarafından açıklanacağı iddia edilse dahi hayli biçimsiz, hayli sevimsiz… 60 yaşında prostat hastası olduğunda biyolojik ihtiyaçlarını gidermek için Tablet’in bir yardımı olacak mı diye sormak lazım…

Bugün Yerel Seçimler ile birlikte verilecek pusulalarda vatandaşlara 2 soru sorulsa:

1. Mensubu olmayı en çok isteyeceğiniz Meslek Grubu
2. Toplumda değeri diplerde bile olmayan Meslek Grubu

sorularını yöneltseler, 1.maddede ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ’nin sandıklardan çıkmayacağını, 2.maddede ise ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ’nin sayıca fazlalığı nedeniyle diğer mesleklerin sayımına mahal bile vermeyeceği aşikardır.

Toplumda her yönüyle en çok eleştirilen, mensupları hakkında -eğitimli olunsun ya da olunmasın- ileri geri konuşmaktan çekinilmeyen, Toplum önünde özünde sahip olması gereken manevi değerleri gözardı edilmiş yegane Meslek grubu Öğretmenlik mesleğidir -ki günümüzde insanların gönül vererek, ekseriyetle doğudaki eğitimsiz insanları aydınlatmak için değil, uçurum kenarında tutunacak başka bir ot bulamayanların seçtiği bu kutsiyet dolu mesleği artık izli mermi korkusu yüzünden kimsenin tercih etmediğini göreceksiniz. Gördüğümüz tek şey atanmak için varını yoğunu, çocuğunun süt saatlerini feda edip sınavlara hazırlanarak Öğretmenliğe hak kazanan Öğretmen müsvetteleridir- ki bunlar da kamera karşısında dahi “Doğuya nasıl giderim ben…” sorusunu utanmadan sorabilecek karaktersizliğe sahiptir…Bu mesleğin önemiyle ilgili her Resmi bayramda söylediğimiz Ulu Önder’in sözleri de memleketin refahı için tek damla kan bile akıtılmamış savaşlardan sonra söylenmiştir zaten(!) Hasılı…O dilimize pelesenk ettiğimiz Öğretmenlik mesleğini Kudsiyette Hz.Ali ve M.Kemal Atatürk gibi önemli isimlerin anmış olması dahi insanların saygı duyması için yeterli değildir. Cahil cühela her yerde aynıdır. Mesleği ve Kimliği ne olursa olsun…

Bu insanlar için değil öğrenci başında, koyun sürüsünün başında dahi Öğretmen olması birşeyi değiştirmez! O yüzden “Tablet, eline alanın öğretmenidir” diyen densizlere de kızmamak lazım…

8. …İyi bir öğretmen yetiştirmek maddiyat meselesidir. Bunun için dünyanın HER YERİNDE ÖĞRETMENE karşı savaş başlamıştır. Öğretmene kafi maaş verilememektedir. Bundan dolayı DA İYİ ÖĞRETMEN YETİŞMEMEKTEDİR. Bütün dünya öğretmensiz eğitime gitmek zorundadır ve gitmektedir.

Osmanlı yadigarı koca ülkeyi yöneten hiçbir Bakan, ileride edineceği önemli misyona yatırım yapmak adına, kendi eğitiminin kalitesi için Kariyer ya da Doktora düşünmemiş; bir lise öğrencisinin bir yıl okuması için gerekenden daha fazla parayı kendi liyakati harcamamıştır. Çünkü atanmak ya da seçilmek için liyakatin bir katma değer olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bugün Öğretmenlerin şikayet ettiği yegane konuya baktığımızda da Maddiyat değil Toplumsal yargılar, Amir ve Veli karşısında Değersiz olmakla sınırlı olduğunu göreceksiniz. “Çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz” ya hani; bu mesleğe gönülden bağlı olduğunu söyleyen herkesi sınamak için de en güzel yol eğitimcilere bir ay asgari ücret vermek olurdu sanırım; Toplum nazarında değeri olmayan bu mesleğe dahi aslında çoğumuzun pamuk ipliğiyle bağlı olduğunu görebilirdik. Atalarından öğrenmenin ve öğretmenin kutsiyetini öğrenen Türk Milletine son zamanlarda maalesef çoluk çocuğun psikolojisinin bir Öğretmenin varlığından daha önemli olduğunu aşılamışız. Elektronik postalarla dahi şikayet iletileri Milli Eğitim Müdürlükleri ve Bakanlara ulaştırılan Eğitimciler için yargısız infaz deyimi kifâyetsiz kalır. Bu kadar düşmanı olan bir Meslek grubunun Toplum önünde yücelmesini beklemek ne kadar gerçekçidir ?

Öğretmen yetişmesinin bir maddiyat meselesi olduğunu düşünen zavallıların, Öğretmenlerinden ne öğrendiğini de çok merak ediyorum. Bir vizyon meselesi olan Eğitim, maalesef günü kurtarma çabalarıyla gündeme getirilen yeniliklerin arasında oyuncak haline gelince ve çağın yeni oyuncağı teknolojik aletler ile birleşince sadece Teknolojik araçlar kullanılarak başarılı bir Eğitim yapılabileceği düşüncesi ve bu meseleye de sadece Bütçe Meselesi olarak bakmak, Eğitimi çocuk oyuncağı zannedenlerin geliştirebileceği bir bakış açısı olsa gerek. Amacın yerine aracın ön plan çıktığı günümüzde oldu-oluyor derken yapılan bir uygulamanın kritikleri dahi yapılmadan yenileri tedavüle konuluyor. Felsefeden ve Bilimsel dinamiklerden uzak, Pilot uygulamaları Ankara şehrinin göbeğinde yapılan, Birlikte çalıştığı büyük kitlenin sesine yabancı yöneticilerden oluşan ve maalesef yönetici kadroları EĞİTİMCİ OLMADIĞI halde atanabilen tek Bakanlık MEB ve böyle bir Bakanlığın da ülke sınırları içinde geliştirmeye çalıştığı kör topal Eğitim Sistemi elbette ilerlemiyor. Nerde kaldı kör bir gözle de Geleceği görmek !

Bunun faturasını da deri koltuklardaki zümereye değil de olumsuzluklardan etkilenen gariban kitleye çıkarmak…
La havle !

9. ve 10. İhaleyi iyi takip edin. Yandaş ithalatçı firmaların cebinin dolmasına mani olun. Vatandaşlığınızı gösterin.

Sorunlar, ihaleyi takip edip burnumuzu sokunca hallolacak mı ? Yabancı Dil Eğitimi için E-Learning methodunu kullanmak istedik ve Yazılım Firmalarına yığınla para verdik. Az sonra aşağıda bahsedeceğim eğitimleri ele alalım…Bunların hiçbirisini hazırlayan Eğitim Teknologları yurdum Eğitimcilerinden daha zeki, daha yetenekli değiller. Oysa bugün Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı-ÖĞRETİM MATERYALLERİ GELİŞTİRME Bölümü’nün görevi nedir ki Yazılımlar için yurtiçi yada yurtdışı; trilyonlarımızı harcıyoruz…

Ülkemiz Yükseköğretim Programlarında Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi(BOTE) bölümünde Program ve Materyal Geliştirme, Eğitim Yazılım Hazırlama adına 4 yıl boyunca yoğun eğitimler alan BOTE Öğretmenlerinden acaba ne zaman faydalanılacak ? Oysa bu bölümlerin kuruluş amacı, Eğitim Kurumlarının BT ihtiyaçları konusunda Yazılım geliştirmek, Rehberlik yapmak, Öğretmeni ve Öğrenciyi yetiştirmek değil miydi ?

Hey gidi günler…

Yıl 2006, bütün Bilişim Teknolojisi Öğretmenlerinin bir araya toplandığını hatırlıyorum. Toplantı Başlığı: “Microsoft Öğretmen Akademisi” Öğretmenlerin uzaktan Bilişim eğitimi alabileceği ve sonunda sınava girerek Bilgisayar Sertifikası alabileceği bir Online Sistem. Bu mesele daha tartışıldığı yıl rafa kalktı…Yazılımları satın alındıktan, Anlaşmaları yapılıp çalışmaları başlatıldıktan sonra…İnsanlar “Sertifika sınavlarımız ne oldu?” diye sormaya yeni başlamıştı. FATİH’i 22 Kasım’da öğrenenlerin bu fiyaskodan haberi var mı ? Öğretmen baş tacıdır denilerek sıradan kampanyalarla Öğretmenlere dağıtılan binlerce kalitesiz,arızası bol,…Dizüstü bilgisayardan nemalananları bileniniz var mı ? Peki bu bilgisayarların Öğretmenler için ömür törpüsü haline geldiğini…Her fırsatta kullanılmaya çalışılan sözde baştacı insanlar; EĞİTİM ORDUSU !

Çok değerli bir ağabeyimiz diyor ki:

“FATİH görebilseydi o da gurur duyardı!”
M. Niyazi SARAL
Çizgi Teknoloji Araştırma Geliştirme ve Eğitim Merkezi Genel Müdürü.

Tabi bu söz FATİH için gündeme gelen değişimler nedeniyle değil. Bugün Bilişim alanında yüzlerce dolar ve aylarınızı harcayarak alınması garanti olmayan Sertifika programlarını, E-Learning teknolojisi ile Milli Eğitim Bakanlığının hizmetine sunan yukarıda ismini verdiğim büyüklerimiz, yazık ki devlet büyüklerimizin bizim için düşünemediği sayısız yeniliği hayata geçirdiler. Üstelik bugüne kadar Bakanlığın en ufak bir fikir teatisinde aklına bile getirmediği Bilişim Eğitimcileri bu Projenin içinde yer aldılar! Fiyasko ile sonuçlanan başka girişimlerden yukarıda da bahsettim. Bilişim Teknolojisi sınıflarımızda yüklenici firmaların Bilişim Sınıfları için standart bir görüşe bağlanmayışı nedeniyle kafalarına göre getirdikleri donatımlar da ayrı bir fiyaskodur. 30 yıllık yaşamım içinde doğu illerindeki çay ocakları dışında sadece Bilişim Teknolojisi sınıflarında tahta bir sandalyede oturmak şerefine eriştim…BT Sınıfları konusu zaten başlı başına bir konu. Ancak önümüzde bu kadar olumsuzluk varken kendimizi kimin önüne atmalıyız ? Bildiğini okuyan idareciler ve kazandığının büyük bir kısmını vergilerle devlete geri iade eden vatandaşlık düzeni içinde maalesef refaha ulaşmanız da bazı bürokratların beceriksizliği yüzünden yalancı bir bahara kalıyor.

Benim yalancı baharım ise FATİH !

FATİH Projesi kapsamında Eğitimler, Yeni donanımlar, Revizyonlar geldikçe bunların da öncekileri gibi ne denli uygulanabilir, başarıyla planlanmış olduğunu hep birlikte göreceğiz. Gördükçe ben de yazmaya devam edeceğim.

Gelelim yazının başlığına:

“Memleketimin koyunları için yer açın!”

Zamanın birinde bir manken hanım “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?” demişti. Diktiği minarenin eğik olduğunu söyleyen bir çocuk yüzünden Halat gerip Minareyi işçilerine tekrar çektiren, hoşgörüde, ince düşüncede zirveye ulaşmış Mimar Sinan torunlarıyız. Tepeden tırnağa Toplumu etkileyecek her yenilikte çocuktan yaşlısına herkesin bir söz hakkı vardır; saklıdır. Ama dileyelim de günün birinde bu söz hakkını kullanmak isteyenler, arasına girecekleri tartışma hakkında yanlarında hesap makinesinden başka şeyleri de getirsinler. Koyun gibi otlamasınlar!

Karacoğlan’ın dediği gibi:

Mecliste ârif ol kelâmı dinle
El iki söylerse, sen birin söyle

Sevgi, Saygı ve Muhabbetle Abbas Bey.
Bizleri unutmadığınız için…
İsmail SU, Bilişim Teknolojileri Öğretmeni, Elazığ

NOT: Yazı, sayın Abbas GÜÇLÜ’nün Web Sitesinde de yayınlanmıştır. Kendisine bir kez de buradan teşekkür ediyorum. Yazının bulunduğu sayfaya gitmek, yorum eklemek için alttaki bağlantıya ya da resme tıklayınız:

http://www.abbasguclu.com.tr/haber/tablet_tartismasinda_bilisimcilerin_de_soyleyecekleri_var_memleketimin_koyunlari_icin_yer_acin.html?page=1