Formatör mü ?

Yukarıda görmüş olduğunuz resim pek değerli hemşerim ve şu an Talim Terbiye Kurulu Başkan Yardımcılığını yürüten Sevgili Abdulvahap ÖZPOLAT ile aynı masa etrafında Eğitim Sorunlarını tartıştığımız Eğitim kokan bir sohbetten alıntıdır. Tahminen geçen sene Ağustos aylarındaydı. Kendisi Derneğimiz; “Goncalar Solmasın” hareketini kırmadı ve bizimle bir araya geldi. Teşekkür ediyorum.

Yine aynı masada oturuşumuzu ve işin kaynağını yanımda bulmam hasebiyle kendisine “Formatörlük illeti ne zaman bitecek?” diye normalde hiç bürünmediğim titrek bir halet-i ruhiye içinde sordum. Çünkü çalakalem her türlü platformda çokça insanın kalbini de kırarak savunduğumuz hak arayışı bizi öyle bir noktaya getirmişti ki bu değerli insan karşısında şirazeni ancak o kadar bozabildim. Aldığım cevap ise “Hala açık var” idi…

Aşağıda görmüş olduğunuz yazıyı Vahap bey’e size bir makale hazırlayıp göndermek istiyorum. Değerlendirebilir misiniz sorusundan sonra aynı gece kaleme almıştım. Yine bu yazıyı belirtmek isterim ki çokça şeyi bir Yöneticisi oalrak görev yaptığım Memurlar.Net’de dahi paylaşmamıştım. Neden bilmiyorum…Ancak yıllarca yazıp çizdikten sonra insanlar ya gerçeği anladılar ya da yazıp çizmekten yorulmuşlar ki artık FORMATÖRLÜK kelimesinin geçtiği serzenişlere pek rastlayamıyoruz. Ancak ben her “Formatörlük için … uygulaması”, “Formatörlük atamaları şu ay içinde…” gibi yazıları gördüğümde sanki KPSS sınavına yeniden giriyormuşum gibi hissediyorum kendimi. Ve öğrencilerim bana bugün eski bilgisayar öğretmenlerinden, eski olumsuzluklardan bahsettiğinde o olumsuzlukların hala bugün benim etrafımda yaşanıyor olduğunu bilmemle inciniyor ve üzülüyorum…

Mesleğini iyi bir şekilde icra etmek isteyenden canından gayrı ne isterler anlamıyor sizleri kaleme aldığım yazıyla başbaşa bırakıyorum. Çabamızın meyvesini birgün alabilmek dileğiyle…


FORMATÖRLÜK MÜ ? ODA NE !

Yazacaklarım yarın sabah, Üniversiteden mezun olduğum gün diplomamla aldığım hakkı, gerçek ünvanımı bana verecek olsa, ve yine yarın sabah insanlar yataktan 4 yıllık bir Üniversiteyi bitirip de Hesaba alınmamak, Liyakat yerine Hazırın kabul gördüğü bir meslek dalında çalışmak ne demektir ; bunu anlayarak…ve hak arayışı için en az damalarında kanı çekilmiş çocuğunun canını kurtarmak için gösterdikleri çabanın binde birini bize destek olmak için gösterebilecek azimle uyansalar ne güzel olurdu. Yarın bunun gerçekleşeceğini bilsem ya da bir umut ışığı görsem belki 1 seneliğine beni kandıracak bir yalan atsa bir devlet büyüğü ; sabaha kadar bu bilgisayarın başında oturup neyi yaptığımı ve yaptıklarıma karşılık neyi istediğimi yazmaya razıyım.

Ama korkarım ki yaptıklarıma kitap sayfaları dar gelebilecekken en küçük öğrencinin defterindeki bir satır bile “Geleceğim” için naçizane yeterli olurdu.. Bizler aslında bu hakkı aramak için çok uykusuz kaldık ama Doğduğumuz, Piştiğimiz, Bilgiyle yeşerdiğimiz yere ; bizleri başarıyla mezun edip yavrularımıza uğurlayan o 4 yıllık, 5 yıllık Üniversitelerin kapısı önünde bedenimizi yakmak mı lazım bilmem ki ! Gayrı bundan daha iyi bir fikir aklıma gelmiyor, acziyet içindeyim tüm branş arkadaşlarım gibi..

Genç yaşıma rağmen bu konuda o kadar çok didindim ki yokuşun sonuna gelmişim ama sanki tepeden birisi tarafından itilecekmişim gibi hissediyorum kendimi..Oysa ben yüzlerin binlerin tayin isteyip bazen gitmekte bile zorlandığı yerlere inat, doğunun en köşesine TEK TERCİHLE, bilerek, isteyerek ve İnatla gitmişim. Yedek Subay olup aynı okulumda Asker Öğretmen olarak Öğretmenliğe devam etmek şöyle kenarda dursun, zayıf bedenime rağmen “Doğu’da Komando olmak istiyorum” diye işaretlemişim öğretmenliğimin ilk yılında Celp defterini..Olmadı tabi bu hayalim..Ama tahtadan direklerin hala yol kenarında var olduğu memleketlerde YATILI OKUL’un İdare binasından eskiye ve köhneye inat ; kablosuz bağlantıyla Bilgisayar Laboratuarına nasıl GELECEK çekilir, bunun hesabını yapmışım..Bu kadar zaman böyle gereksiz şeyler için çalıştıysam neden üzülemiyorum. Eğer bu istekler Türkiye’nin çocukları, Türkiye’nin geleceği için değilse neden aynı kanı bile taşımadığım bu Adem torunları için bu kadar istekle, şevkle koşturuyorum oradan oraya..Hak ettiğim değeri görmem bu kadar zor mu? Taktir beklerken cezalandırılıyorum. Terfi beklerken takılan çelmelerle çamura atılıyorum. El üstünde tutulmam gerekirken karalanıyorum…Niye bunlar ?

 

 

  

“Peygamber emanetini her geçen gün etkileyen bu yozlaşma daha kaç branşın canını yakacak ?”

98 yılından beri Bilgisayar yaşantım sürüyor ve daha sol parmağıma gerçek bir yüzük bile takamadan ilk evliliğimi Teknolojiyle yapmışım, ekmeğimi Bilgisayar aleminden kazanmaya başlamışım. Ancak EĞİTİM SİSTEMİ baştan kaybeden bir ülkede, Bilgisayar, Teknoloji, Teknolojileşme Çabası, memleketimde 180 saatlik kurslara, 4 aylık kurslara katılmadan alınan belgelere, 2 yıl okuyana verilen BİLGİSAYAR ÖĞRETMENİ ünvanıyla gösterilir olmuş. Vizyon bu mudur ? Hedef-İlke bu mudur ? Hele konu Eğitim ise böyle mi yürür bu işler diyorum. Taa ki 99 senesinden beri ! Benden çok daha önce hakları yenilen ancak sesini duyurmayı başaramamış büyüklerim varsa haklarını helal eylesinler! Ben onların da geleceği için çalışıyorum şu an bu satırları yazarken ve okulda çocuklarıma Teknolojiyi sevdirmeye çalışırken ; Tüm engellemelere ve Şevk kırıcı Yönetmeliklere, Usüllere rağmen.

99 senesi yüzyılımın en büyük rakamıydı. Bundan sonrasında yeniden doğmuş gibi olacaktım. Sonrası bol sıfırlı rakamlara, bir nevi yeni bir devrin başlangıcına götürecekti Adem oğlunu. Öyle ki o günün akşamı Tüm uçaklar saatini şaşırabilir, bilgisayarından hesap makinesine kadar düzeni bilgisayar teknolojisiyle tıkır tıkır işleyen her icat maksadını unutabilirdi. Ben Öğretmenliğe ve Bilgisayara işte o sene gönül verdim !

 

 

  

“GİTTİĞİNİZ HER OKULDA
BİLGİSAYAR TEKNOLOJİSİ EMRİNİZDE OLACAK !”

Böyle demişti üniversitedeki Mülayim isimli öğretmenim: “Herşey emrinizde olacak çocuklar, her şey emrinizde..” Mezun olacağımız güne, 17 Haziran’a günler kala, biz erkekler atanacağımız günü umursamayıp Eğitimimizin ilk kez bölüneceği askerlik günlerini konuşuyorduk. Bizce eğitim ÖĞRETMEN ünvanıyla atandığımız gün değil, çocuklarımızdan ÖĞRETMEN olarak ayrılıp, ER olarak askerlik yapıp eğitim yuvamıza tekrar döndüğümüz gün başlayacaktı. Heyecanı öyle bir sarmıştı ki Sanki ertesi gün yüzyılın son celp dönemiymiş gibi inatla “Bakaya kalır mıyız hocam” diye soruyorduk. Hiçbir soruyu geri çevirmedi öğretmenim ; bizi umutla besleyerek göreve uğurladı, çocuklarımızın yanına…

Göreve başladığım günü hiç unutmam. Valizlerimin bir ucundan tutan nöbetçi kız öğrencim, 1964’den kalma Alman Yapımı Yatılı Binası ve bana “Hoş geldiniz, biz de bir haftadır eğitimlerinizi bitirip bir an öncegelmenizi bekliyorduk” diyen İdarecilerimin masaları üstündeki bir karış toz..Okuluma kavuştuğum günün ilk gecesi nedendir bilinmez her şeyden çok o bir karış toza takmıştım kafamı. Ama 1964’den kalma bir binaya o zamanın 20 milyarını sadece Bilgisayar Laboratuarı için bola töke harcamak, Klimasından Manyetik korumasına kadar her türlü eksiği gidermek için çalışan zihniyeti, gördüğüm an unutmamıştım ; hala unutamıyorum! Çünkü ben 99 senesinin Türkiye’sinde dahi Bilgisayar sınıfında Klimayı, evimde olmayan döşemeyi, o zamanın İnternet Cafe’lerinde dahi olmayan kablolama sistemini görmeyi ummamıştım! Günümün, Öğretmenliğimin ilk gününün ilk şaşkınlığıydı bu..

Doğduğum toprağın, memleketimin beni çağırdığı, tayin isteme hakkımı elde edebileceğim 2 senenin içine sığdırabildiklerim o kadar çok ki! Bedenimi ve Bilgimi, Zekamı, Bazı şeyleri ilk kez yaparken kazandığım o Tecrübeyi 24 saat boyunca memleketimin geleceği için kullanırken “Neden bir şeyler bedenime yaşlılık belirtisi olarak, yorgunluk olarak yansımıyor” diye sormuşumdur hep kendi kendime..Aksine 2,3 senedir yüzüme yansıyan yaşam çizgilerine bakıyorum da meslekte 5 yılım bile yok! Neden işler bu noktaya geldi..

 

 

  

“SADECE ÖĞRENCİYİ DEĞİL ÖĞRETMENİ’de EĞİTECEK…
ÖĞRETMENE’de ÖĞRETECEKSİNİZ!”

Aynen böyle diyordu üniversitedeki öğretmenim ve Dekan yardımcım. Bu lafı duyar duymaz belki de o ana kadar kendime olmayan güvenim bile hava gibi, kan gibi içimde geziyordu sanki. Artık işim bitmişti. Ben üniversite sırasında değil Öğretmen masasında oturmalıydım. Ama kısmet bu ya her ne kadar Teknolojik Altyapı mümkün olsa da öğretmenliğimizin ilk yılları öğretmenleri tabir-i caizse zorla laboratuara sokmaya çalışmakla, “Hadi siz de yapın, korkmayın” dediğimde bilgisayarın faresini elinin tersiyle iten öğrencilerime kızmakla, bazen onların birbirine yaptığı gibi küsmekle ve onları duygusal olarak terbiye etmekle geçti. Bugün Web Sayfalarımızdan eksik etmediğimiz VİZYON nedir, MİSYON nedir ben o gün öğrenmişim. Öğrendim ki insanların aklına girmek, Doğu’da bir insanın kanına girmekten daha zor. İşte o günlerde bu 2 kelimenin anlamı yeniden yazıldı çizildi bizler için! O günden bugüne o zorla kovaladığım insanların, çocukların hepsi bugün bana minnetini göstermek için haftalık mail atar ancak minneti Sözde değil Davranışta arayan öğretmenime, ekmeğini veren İnsan, Amir, Yönetici bir kere teşekkür etme zahmetini göstermez. Lafla değil! Liyakatin karşılığıyla! Bizler teşekkürü, insanların bilgisayarlarıyla sorunsuz çalışabildiklerini görüp gözlerinden okumak olarak öğrenmişiz. İstediği minik programı CD’ye kaydedip kendisine götürdüğümde “Borcum ne kadar?” diyen Fen Bilgisi öğretmeni meslektaşımı, o abimi hiç unutmam. Bu yüzdendir bizim istediğimiz teşekkürün başka bir şekli olmaz! Dili ortaktır. Okulda çıktısını alamayanın da 2 kabloyu uç uca ekleyemeyenden de istediğimiz tek teşekkür, liyakatimizin karşılığını onlarında da bilmesi ve davranış olarak bizlere yansıtması, göstermesidir! BİLGİSAYAR BRANŞI’nın istediği tek teşekkür işte budur..

 

 

  

“BİLGİSAYAR ÖĞRETMENİNE İLKÖĞRETİM SORUSU!”

Yıllar birbirini kovalayıp Teknoloji Asya ülkelerinden taşmaya başladığında ülkem kesinlikle geride kalmadı. Telekom özelleşti. Gerçi İletişim altyapısı özelleşmeli mi tartıışılır ama… Memleketimin çatısı da yerden giden kabloları da değişti. Arada sırada Okyanus dibindeki büyük canlılar yüzünden Fiberlerimiz koptu, yani can damarlarımız, Sevdiğimizden beklediğimiz cümleler, Can DÜNDAR’dan milyonlara dağılacak ibretli animasyonlar, sunumlar ve tabi dahası..İlk kez hiç tanımadığım bir insandan öğrendim BOR madeninin Türkiye’deki rezervini; doğruysa tabi. Ülkem de geride kalmadı! Bu branşın Öğretmenine gereken önemi Laboratuarlarını yenileyerek, İhale usülü her okulda teknolojik altyapıyı oluşturarak gösterdi. Ofis koltukları aldı çocukları rahat edebilsin diye sınıflarda. Bilgisayar dersini göze batar hale getirdi. O günlerde 4. Sınıftan başlayan Bilgisayar dersi bugün 1. Sınıfta “Ekmek” demeye dili dönmeyen yavruya dahi öğretiliyor. Çocuklarımız iyi bir geleceğe hazırlansın diye hepsi. Bir bebeğin ilk defa baba deyişini bilemem ama okuma bayramında ilk cümlelerini söyleyen öğrencileri nedeniyle sevince boğulan bir Sınıf Öğretmeninin mutluluğunu yaşarım öğrencilerim fareyi her tutuşunda..Çünkü her sene başı bu dersi bilmediği için korkan öğrencilerimle doludur benim Teknoloji Sınıfım..Ancak bu güzellikler de Rüya gibi çok kısa bir zaman sürdü…

Her Teknoloji Sınıfı’na Klima, Kablolama Sistemi, Elektronik Tahta, Manyetik Koruma ve Güvenlik Sistemi dahil 20.000YTL yatırım yapan Ulusal Eğitim Sistemi, yardımları teşvik etmek için İş Adamlarına “%0”vergi yani “Eğitime %100 Destek” diye bir kampanya çıkardı. Ülkemde şu an bilinen “Goncalar solmasın”, “Baba beni okula göndersene”,..gibi tüm Kampanyalar. benim bakanlığımın kampanyalarının takibinde ortaya çıktı, onlara öncülük etti. Bu açıdan en üstümdeki amirime minnettarım. Maalesef laboratuarların Teknoloji ile yüzünün güldüğü o sayılı günlerde Bilgisayar Öğretmenimi aldı bir hüzün:

  • Yapılan tüm yatırımlara inat sanki özellikle altyapı çürüsün diye öğretmenimin dersi 1 saate düşürüldü.
  • Formatörlük diye bir kavram ortaya çıkarıldı.
  • İsminde “Bilgisayar” kelimesi geçen geçmeyen herkes geçmişte Mühendislerin Sınıf Öğretmeni olarak atanmasında olduğu gibi bu branşa atandı.

Bu örnekleri arkadaşlarımla tartışmak istediğimde hep bir köyde Züğürt Ağa iken Büyükşehirde Çiğköfte ustası olarak akşam ışığında sokaklarda kaybolan Şener ŞEN’i getiririm aklıma. Ekmek aslan ağzındaysa, bilmiyorsan da yapmalısın her işi! Ancak iş, çocuğun eğitimine geldiğinde 2 kere düşünmelisin. Bugün Medya’da “Okullarda Şiddet aldı gidiyor” diye çıkan haberlerin arkasında ataması hiç denecek kadar az yapılan REHBERLİK BRANŞI öğretmenlerinin payı sizce yok mu ? Bu öğretmenler sizce okullarımızda 1’er 2’şer tane olsa ve gençlerimizin sorunlarıyla ilgilenebilse bunlar olur muydu ? Şimdi nereden nereye geldik diyebilirsiniz..Ancak bir Türkiye gerçeği var ki masa başında alınan bu kararların (%100’ü ortaya çıkışı itibariyle ölüdür ve başarısızlıkla sonuçlanmaktadır) başarısızlıkları Medyasından, Basınına her alanda Magazin Forever bir şekilde hemen kendini gösterdiğidir. Kurtlar Vadisi’nin etkilerini 90 dakikalık maçı 90 gün konuştuğumuz gibi, memleket büyüklerim de masa başında bu öğretmenlere(Rehberlik branşı) daha fazla atama imkanı verseydi, Işığını, Rehberini, Çizgisini kaybetmiş gençliğim cebinde FALÇATA yerine KALEM taşıyor olacaktı. Korkarım Bilgisayar Branşı en sancılı günlerini yaşıyor…

Hep söylerim: “Masa başında Memleket kurtarmak kolaydır!”
1 saniyeyi ALTIN MADALYA kaçıran, 1 dakikayı Sevdiğiyle olan randevusuna geç kalan, 6 ayı Kanser yarası çeken, 2 seneyi ise 4 sene okuyup 2 yıl okuyanın gördüğü itibarı görmeyen ve çalışmalarıyla taktir edilmeyen bilir: BİZLER! 4-5 yıl okumuş ve belki de Lisans, Doktora yapmış fakülteliler!

Bizler, bu memleketin evlatları, çocuklarınızı hergün 6 saatliğine emanet ettiğiniz bu mumlar, eridikçe kıymetlendiğimizi düşünürdük. Oysa bugün hiç kimsenin olmadığı ıssız sokaklarda boşuna eriyip gidiyoruz. Ne yaptıklarımız görünüyor ne de görülmesi için Şeffaf fırsatlar tanınıyor. Tanınan fırsatlardan Akademik açıdan başarılı olamayan ya da Meslek sahibi olabilmek için 2 sene sabrı olmayanların faydalandığı muhakkaktır. Ancak o insanlara sormak isterdim:

“2 saatliğine eline makas verilmiş bir insandan ne kadar TERZİ, 2 aylığına eline neşter verilmiş bir insandan ne kadar CERRAH olur? …ve cebinde kalem yerine bıçak taşıyan bir insanın bıçakla yazabileceği bir defter var mıdır bizim dünyamızda! Çocuğunuzun okul çantasında var mıdır böyle bir defter?”

İşte aklımızın yettiğince doğru olmadığına kanaat getirdiğimiz bu bilinç, bu düşünce yapısı, geçtiğimiz yıl “Formatörlük”, “Okul Formatörlüğü” ve “Eğitici Formatörlük” kavramlarını doğurdu. Şu anda da Bilişim Teknolojileri Formatörlüğü diye bir tanesi peydâ olmak üzere. Çalışmaları sürüyor. Türkçeye çevrilmiş hali:

“Fakülte bitirmeye Mecali, İlerletmeye Liyâkatı olmayanların mesleki yeterlilik devir teslim töreni”.
Peki ne iş yapar bunlar ? 99 senesinden çok daha önce uygulama alanı olan ancak güncellenmemiş mevzuatlar nedeniyle paçavraya dönmüş yönetmelikler arasında gezdiğinizde özetleyecek olursak ancak şu çıkarımlara varabiliyorsunuz:

(*) Formatör: SÖZDE hızlandırılmış ve sıkıştırılmış programlar yardımıyla aslında alınması gereken eğitimin hızlı bir şekilde verildiği ve mektebi kaynağından okuyup bitirenlerinkine eşdeğer Ehliyet.( Bilgisayar Formatörü>Bilgisayar Öğretmeni diye bir sonuç çıktı bu işlemin sonucunda!) Bu ehliyet o kadar büyük ki okulunuzda “TEKNİK MÜDÜR YARDIMCISI” statüsüne sahip oluyorsunuz o güncellenmemiş yönetmeliklere göre..Oysa Bilgisayar Öğretmeni, okuldaki tüm idarecilerin Bilgisayar İşlemleri dahil Teknolojik Sorunların tüm yükünü zaten çekiyor: Elektrik, Elektronik ve Bilgisayar…

Formatörlük belgesini nasıl mı alıyorsunuz? Şu an özel kurslarda da geçerli olan “Kurs programına ve Eğitimlere katılmam, idare edilirim ve sınav günü Sertifikam ile birlikte 4 yıllık fakülte mezunununkine eşdeğer haklarımı alırım!” mantığıyla! 180 saat’in devamsızlık süresini de(%20’nin üstüne çıkmaz) kullanarak aldığınız bu belgelerle Bilgisayar Öğretmeninin sahip olduğu TÜM HAKLARA ve ARTILARINA sahip oluyorsunuz. Öyle ki yüksek makamlardan gelen yazılarda “Bilgisayar formatörü yoksa Bilgisayar öğretmeninin görevlendirilmesi..” diye geçen ibareler fakülte bile bitirmemiş insanların önemli vazifelere tercih sebebi olmasına vesile oluyor. Bu örneklere gerekli düzenlemeler çıkana kadar çok şahit olduk. “Meclis tatildeyse Köylü Hasan’ın …. Yönetmeliğini oylaması” gibi. Bu durum düzeltilmiş değil! Kendi çocuğunuzu 2 ay neşter kullanmış bir kasaba emanet ettiğinizi düşünün. Ya da seçim şansınızın olmadığını? Zorluklarla geldiğimiz bu mesleği mi bırakalım yoksa 4 seneyi kenara atıp Formatör mü olalım? Kendimize olan Özgüvenimizi mi bir kenara atalım yoksa Memleketimizin çıkarlarını bir kenara atıp yurtdışında itibar göreceğimiz yerlere mi gidelim? RUSYA, UKRAYNA, TÜRKİYE. Bilgisayar Dünyası’nda yeni ilk 3. Oysa yeni yapmıştık Eğitim Şurâsını. Eğitim için Ulusal bir hareket gibi gelmişti bize şurâ kararları hep..Memleketinde yabancı muamelesi görmek ziyadesiyle hoş değilmiş..

(*) Okul Formatörü: Okulda kendi branşında derse girmeme yetkisi bulunan, Laboratuarların mesai saatinde açık tutulmasını sağlayacak ve SADECE Bilgi Teknolojisi(Bilgisayar Laboraatuarı) Sınıfından sorumlu olacak öğretmen. 18 saat Ek Ders ile ücretlendirmesi vardır ki bu ücreti alabilecek en yakın yetkili Müdür Yardımcısıdır.

Mesai saatleri içerisinde Benim sınıfım, Benim öğrencim diye bir ayrıma gitmeyen kadrolu Bilgisayar Öğretmeni varken, İdaredeki yazılımsal, donanımsal problemlerle ilgilenen, Öğretmenlerin “Bilgisayarım çöktü, bir bakabilir miyiz” şeklindeki yardım çağrılarına çözüm getiren bir bilgisayar öğretmeni varken, sırf istihdam alanı sağlamak ya da bizim idrak edemediğimiz başka ideolojiler için görevlendirilen bir öğretmen bu. Bilgisayar öğretmeninin okulda gerçekleştirdiği etkinlikler ve yürüttüğü çalışmalar düşünüldüğünde gereksiz yere görevlendirilen bir görevli. Görevli diyorum, çünkü gün içinde derse bile girmeyecek olan böyle bir insanı ne Bilgisayar Öğretmeni ne de İdareci kisvesi altına sokmak bana doğru gelmiyor.

(*) Eğitici Formatör: İl düzeyinde Bilgisayar Branşı, Bilgisayar Sınıfları, Öğretmenlerin Eğitiminde(Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde) görevli öğretmenler. Seçimi TÜM BRANŞLAR’ın alındığı bir sınavla yapılmakta ancak istikrarsızlıklar ve çelişkiler içinde.

Birkaç sene önce peydâ olmuş bir dal bu da. Daha geçtiğimiz yıl ilki 94 yılından sonra olmak üzere bu yıl 2.sinin seçim sınavı yapıldı: “Eğitici Formatör Öğretmen Sınavı” Şüphesiz Ankara’da bu sınava girecek ve Türkiye’nin dört bir yanından gelebilecek tüm arkadaşları bir daha görmek için büyük bir fırsattı. Peki bizimle beraber bu sınava girecekler? Onlar kimler? Sınıf öğretmeninin, Fen Bilgisi Öğretmeninin burada işi neydi? Bu insanlar ne zaman bu işin Eğitimini, İnceliklerini, Asgari Müştereklerini öğrenmişlerdi..Ehliyet kursuna katılmayanların 1 hafta önce ellerinde kitap fellik fellik kitapla gezdiği gibi sınav günü insanlar elinde kitap, “Acaba çıkar mı?” diye geziniyorlardı ortalıkta..ve akibeti başından belli bir eğitim süreci sonucunda(1.5 aydan az) ataması yeni yapılan öğretmenlere bilgisayarı öğretecek, İldeki Bilgisayar alanıyla ilgili tüm koordineyi Milli Eğitim Müdürlükleri üzerinden sağlayacak öğretmenler seçiliyordu bu sınavda. Ya sınavın duyurusu bize yanlış yapılmıştı ya da ben bugün bile bu adamların görevlerini bilmiyorum. Çünkü İldeki koordineyi sağlayan bu insanların su götürmez liyâkatı, internet cafelerde çıktı almaya ancak yetecek düzeydeydi. Öyle ki eskaza Bilgisayar Öğretmeni olduğumu duyan 2 kişiden “Yazdırma tuşları hangisiydi?” gibi bir soruya muhatap olarak görülmek beni fazlasıyla rencide etmişti çünkü bu arkadaşlarla aynı kulvarda yarışmak zorunda bırakılmıştım.. Sınavda bizlere ter döktürecek Oracle, Teknik Çizim, Bilgisayar Destekli Eğitim,… gibi soruları beklerken İlköğretim çağındaki çocuklara derste öğrettiğimiz düzeyde soruların o gün sınavda bize layık görülmesi “Seçilmeye mi yoksa şevk kırmak suretiyle daha baştan Elenmeye mi çalışıyoruz?” düşüncesini doğurdu bizlerde ister istemez..Bilgisayarın B’sini bilmeyen Eğitimliler ordusu geliyordu şüphesiz..Sınavın sonunda ilde görev almaya hak kazandıktan sonra görev isteyen arkadaşlarımın hepsinin de 4 yıllık mezunu olduğunu öğrendiğimde istemediğim bu görevi almaktan vazgeçtim ve Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçemi verdim. Benim için o mertebeye hakkıyla bu eğitimi almayan birisi oturmamalıydı. Ancak şu an orada görevlendirilenler eminim ki üniversitede Multimedia, Eğitim içeriği geliştirme,Uzaktan Eğitim konusunda yetersiz oldukları için mevcut Bilgi İşlem görevlilerinin yanında Çaycı gibi bir intibaha sahipler. Çünkü aldıkları teknik bilgiyi uygulayabilecekleri bir saha şu anki kadrolarında yok. Yeterli bilgiye sahip öğretmenler ise zaten okulda bu işlerle hergün mesai saati içinde ilgileniyor.

Peki Eğitimlisi Eğitimsizi bir yana bu formatör türü gerekli miydi ? Eğitici Formatör yani! Üniversiteden mezun olan böyle bir branş vardı ki bizler hep böyle bir sınavın zaten her yıl yapıldığını düşünüyoruz:
“Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği” yani Öğretim Teknologları. Bilgisayardan ve Öğretim Teknolojilerinden Sorumlu Eğitimciler… Üniversitede Bilgisayar branşlarının aldığı eğitimi alan ve üzerine 4 yıl boyunca bezdirici bir yoğunlukta Öğretim Teknolojisi için Materyal/Yazılım Hazırlama ve Öğrenci Eğitimi gibi yeterliliklerin kazandırıldığı bir bölüm burası. Bilgisayar branşının ilk harfinden Öğretimde 12 ve 16 yaş öğrencide kullanılması gereken fontun büyüklüğüne kadar, Öğretmene ders öncesinde Materyal hazırlama konusunda nasıl yardımcı olunabileceği konularına kadar ve Dersi etkili aynı zamanda işlevsel kılabilmek için Uzaktan Öğretim, Bilgisayar Destekli Eğitim gibi kavramların 4 yıl boyunca sindire sindire verildiği bir bölümün mezunları bunlar. Bu eğitimi görünce ve eğitimin ağırlığı nedeniyle mezuniyet kaygısı çekince insan işte o vakit 2 yıllığa ve 180 saate serzenişte bulunuyor: “Bu kadar itibarım olmayacaksa neden 2 sene fazladan okudum. Neden hayatıma 2 yıl ara verdim? Neden Aileme, geleceğime, öğrencilerime 2 yıl fazladan borçlandım ?” Siz olsanız sormaz mısınız ?

Eğitimli Cahiller(180 saat ile teknolojiyi kıvırabilecek ya da kocaman bir ilin teknoloji altyapısını elinde tutabilecekler) bizlere tercih edilirken, okulda yürüttüğümüz çalışmalar taktir edilmeliyken yanı başımızda az performans ile takdir gören insanlar şüphesiz hiç de motive edici değil.

 

“NE YAPAR BU ADAMLAR?”

Peki Bilgisayar Öğretmeni akşama kadar ne yapar okulda ?

  • Bilgisayar Laboratuarındaki Bilgisayar sorunları,
  • Öğrenci Eğitimi(Ders içi ve Dışı),
  • Ders dışında Laboratuarın kullanımı ve çocukların özellikle İnternet konusunda eğitimi,
  • Çevrenin Bilgisayar ve Teknoloji konusunda eğitimi ve İmkan sağlanması(Özellikle okumamış kesim),
  • İdare, Büro, Laboratuar(Fen, Resim İş) bilgisayarlarının yazılımsal ve teknik açıdan ayakta tutulması,
  • İdare yetkililerinin yazılım bilgisi eksikliği nedeniyle kendi mesailerinde yaşadıkları sorunlara çözüm getirilmesi,
  • …ve Gerektiğinde Resmi işlem, Yazışma, Yönlendirmelerin yapılması,
  • Piyasada yüzlerce dolara malolan Okul Sitesinin, Sunucu yapısının ayakta tutulması ve İçerik koordinesinin Öğretmen,Öğrenci, diğer Yetkililer(Bakanlık, İl MEM) arasında sağlanması,..

Bu sorumluluk listesi uzayıp gidiyor ancak bir ÖĞRETMEN olarak okulda ünvanımız gereği yapmamız gereken tek iş Bilgisayar Laboratuarı içindeki işimizi yani ÖĞRENCİLERİMİZE DERSİMİZİ VERDİKTEN SONRA CEKETİ ALIP EVE GİTMEK. “Yapmamız gereken” ile “Yaptıklarımız” arasındaki fark, getirildiğimiz konum, insanlar tarafından layık görüldüğümüz itibarı bu kadar yazının sonundaki tek cümlede ifade etmeye çalıştım..

YORUMU ŞU SORUYLA SİZLERE BIRAKIYORUM!

Yanaklarında yeni yeni güller biten 3 yaşındaki kızınızın 5 yaşına geldiğinde PROFESÖR olması isteğiyle uyandığınız oldu mu hiç ?

Benden daha çok şey bekleyen öğrencilerime, bir borç olarak…

Hazırlayan: roviss(Öğretim Teknologu ve Memurlar.Net Bilişim Editörü)

Yorumlar

  1. O.Büyükçapar dedi ki:

    Tüm görüşlerinize katılıyorum öğretmenim. Sizi gönülden destekliyorum. Ben kızımın “baba” demesine bayılıyorum, Allah da size nasip eder inşallah. Bu e-günlük mükkemmel olmuş, elleriniz dert görmesin. Saygı ve sevgilerimle…

  2. teferruat.org dedi ki:

    Teşekkür ederim @O.Büyükçapar
    hocam. Ben de hem sizleri,çalışmalarınızı hem de Tuna hanımı :) takip ediyorum. CÜmlesine hayırlı bir iş,eş versin inşallah…

  3. gunes dedi ki:

    Hocam , o formatörler arasında ummadığınız kadar iyi olanları var.

  4. teferruat.org dedi ki:

    @gunes
    Milyonda kaç ?
    Bir oran vermek gerekirse ben vereyim. 100 farklı branşın öğretmeninden 99 tanesi bilgisayar bilgisinden yoksun olduğu için önünde bilgisayarı açıp kapatabileni “Bilgisayar Gurusu” zanneder. Sonra kabak bizim başımıza patlar. Siz verdiğim oranın neresindesiniz ? Kimmiş o tanıdıklarınız ? Google yazdığımda plan projeleri çıkacak mı bu arkadaşların ?

  5. gamlı baykuş dedi ki:

    Aynen katılıyorum
    Rezalet bir uygulama idi vede az daha sayıları hemde kadrolu olarak çoğalacaktı.
    Bulunduğum ilde sadece norm fazlası olanların geçici olarak görev süreleri uzatıldı.
    Bizdekinin ise okula katkısı bir yana eksisi olmuştu.
    Meslekte daha yeni bir bayan 180 saatte formatör ne kadar olursa.Şu anda 20 bilgisayarın 14 yanesi arızalı ve servis bildirimleri ihmal edilmiş durumda.
    İnşallah seneye formatörlük tamamen kalkar.

  6. the_gaddar dedi ki:

    Tebrikler arkadaşım, gerçekten güzel bir yazı olmuş.
    Bilgisayarı ancak kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar bilenler, ya da meraklı olup birazcık daha fazla öğrenenler kendilerini çevresine bilgisayar dahisi gibi gösterirken ve çevresindekiler de bunu memnuniyetle kabullenirken, ben bir Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmeni olarak sadece utanç duyuyorum.
    Ayrıca yanlış devlet politikaları yüzünden mesleğimin tam 1 senesini 180 saatlik formatörlük belgesini anlattığın koşullarda alan, emekliliğine 3 yıl kalmış ve artık kendi branşında bile yeterli göremediğim bir okul formatörünün altında geçirdim. “Altında” diyorum çünkü derslerimde kullandığım BT Sınıfı onun sorumluluğunda ve dersten önce gidip anahtarını alıyorum, eğer sınıf yeni temizlendiyse ve dönemsonu yaklaştıysa alamadığımda oluyo :))
    hem BT sınıfı kirlenmesinmiş hemde dönem sonlarında öğrenciler zarar verebilirmiş.

  7. yağmurtan dedi ki:

    Bir BÖTE mezunu olarak hislerime tercüman oldunuz. Fecabook,msn,web sayfam,forum sayfaları hepsinde bu yazının linkini ekleyeceğim. Teşekkür Ederim.

  8. hbt dedi ki:

    BÖTE mezunu olmakla gurur duyuyorum.
    Yalnız bu formatörlükler aslında bizim için
    Tabi seçimde ve uygulamada çarpıtmalar oluyor
    İyi niyetle çıktığını ama kimseye anlatılamadığını düşünüyorum

  9. teferruat.org dedi ki:

    Hepinize teşekkür ederim arkadaşlar değerli yorumlarınız için. Duyarlılık var olduğu sürece ve bizler hakkımız aramayı sürdürdüğümüz sürece er-geç hak sahibini bulacaktır. Bizler geleceğimiz için çalışıyoruz, çocuklarımız için. Bugün verdiğim mücadelein yarın gerçekleşmesi mühim değildir. Öğrencilerimin EHİL ellerden eğitim aldığı günleri görmem kafidir!

    Minnetle…

  10. yasarcan dedi ki:

    hocam ağzınıza sağlık çok güzel dile getirmişsiniz bu konuyu.
    bilgisayar öğretmenleri olarak sanal alemle gerçek hayat arasında bağlantı kurabildiğimiz vakit kendimizi daha iyi anlatıp haklarımızı daha iyi arayabileceğimiz kanaatindeyim..

  11. lezgiler dedi ki:

    Eğitimle ilgili iç dökümlerinize katılmamak elde değil.
    Özellikle tozlu masa ve onun sandalyeleri…

    Ben de eğiticilik sınavına girdim, Türkçe öğretmeni olarak.Amacım, eğitimin kalitesinin artması için onun bir parçası olan kendimin teknolojik eğitim seviyesini arttırmaktı. Türkçe dersinde kendi hazırladığım flash uygulamalarıyla öğrencilerimle 40 dakikalar geçirmekse hayalim.
    Oldu mu, olacak mı, sadece istekten mi ibaret bunu zaman gösterecek.

    Evet, haklısınız her işi uzmanına bırakmalı kesinlikle.Lakin…

  12. Umuthant dedi ki:

    @cevap verildi.
    Evet, googlea yazdığınız zaman çıkacak bir sürü arkadaş var ve inanın bu kişilerin sayısı, ismini googlea yazdığınızda projeleri çıkacak bilgisayar öğretmenlerinin sayısından fazladır.
    Ben bilgisayar öğretmeniyim ve son yapılan eğitici formatörlük sınavının ilkokul seviyesinde olduğunu söylemeniz, beni bu sınavın sorularını görüp görmediğinizle ilgili şüphelere sevketti. Sınav yazılım, donanım, network ve eğitimle ilgili bir sınavdı ve ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı bilmiyorum ama A+ düzeyinde bir sınavdı. O savunduğunuz bilgisayar öğretmenleri çok bilgiliydilerse, 4-5 sene eğitim aldılardıysa niçin bu sınavda başarısız oldular sorarım size! Ben okulu bitirdim tamamdır, her şeyi yapmaya hakkım vardır zihniyetinizi kınıyorum. Sizin söylediğinize göre 4 yıllık fakülte bitiren tüm arkadaşlar istediği alanlarda çalışabilmeliler. Peki niçin özel sektör, sertifikası olmayana iş vermiyor hiç düşündünüz mü? Sertifikası olanları işe alıp niçin çeşitli eğitimlere göndermeye devam ediyor? Neden yetmedi 4 yılda öğrendiğiniz bilgiler?
    At gözlükleri ile bakmayı bırakalım artık konulara. Hiç bir meslek hiç bir kişinin, grubun malı olamaz. Siz bilgisayar öğretmenliği bitirdiyseniz bilgisayar öğretmeni olursunuz. Bu gayet açıktır. Eğer başka alanlara kaymak istiyorsanız o alanın şartlarına uyarsınız. Uymak istemiyor saçma buluyorsanız lütfen öğretmenlik mesleğini hakkını vererek yapmaya devam ediniz -ki eminim hakkını vererek yapıyorsunuzdur – .
    Foratörlük olayının kendisi başlı başına saçma ve gereksizdir. Koltuk kavgası yapacağınıza bunu tartışmanızı öneririm naçizane…

  13. Biz Bilişim İle İlgili Uğraşan İnsanlar
    Bilginin Kaynağı Nedir ? Sorusunu Hep Sorarız!

    Bu da Benim Kaynağım :)

    Bilgisayar Öğretmenlerinin Bu İşi Yapamadığını O Kadar
    Çok Gördüm Ki Eğitici Bil. FOr. Olma Misyonunu Ustlendim.

    Cisco Certified
    (Not A Guru)

  14. teferruat.org dedi ki:

    @Umuthant kullanicisina cevap verildi.

    Sevgili arkadaşım,

    i. Bu yazı, “SON” yapılan sınavla ilgili değil. 2008 kelimesi geçmedi. Yazılanları anlamadan yorum yazmamaya özen gösteriniz,

    ii. Bakanlığın yaptığı uygulamalar Bilgisayar Öğretmenlerinin görevlerinde başarısız olduğu sonucuna götürmez. Bu yorumu yaparsak at gözlüğü takmış oluruz. Bilgisayar öğretmenlerinin faydalandığı TÜM EĞİTİMLERİN, eğitim amacı dışında, başkalarının faydalanması için yapılmış uygulamalar olduğunu bilmiyorsanız konuya pek vakıf değilsiniz demektir. Dyned, İntel, Skool,…Birileri kendi bahçesinde Formatörlük oynarken, Proje geliştirmecilik oynarken bizim milyon dolarlarımız emekliliğe hazırlanan Bill amcaya ve Yazılım şirlketlerine akıyor. Bu uygulamaları desteklemek ve aslı inkar edip “Bilgisayar öğretmenlerini başarısızlık nedeniyle eğitime alıyorlar” şeklinde bir yorum geliştirmek, bağıra çağıra “PARDUS” diyen, “TÜRK YAZILIMI” diyen Bilişim insanının görüşlerine terstir. Daha iyi okuyun, daha çok okuyun! Her okuyan yorum yazmalıdır diye bir şart koşmadım ben…

    iii. “Mesleğini sevmeyen insanların” Bilgisayar Öğretmenlerinin zaten halihazırda hergün yaptığı işlerin diğer bir ismi olan Formatörlük uygulamasına, iştah kabartan bazı artıları nedeniyle geçmiş olmasına “KOLTUK KAVGASI” demeyişiniz, bizim bu hakkı savunmamızı “KOLTUK KAVGASI” olarak niteleyişiniz, sizin de bir “Bilgisayar Öğretmeni olmayan Formatör” olduğunuz fikrini bende uyandırdı. Her ne kadar “Ben de Bilgisayar öğremeniyim” yazmış olsanız da

    Korkarım geçmişte sütçünün, bakkalın Sınıf Öğretmeni olarak atandığı günleri vakitten kazandıran bir uygulama olarak değerlendirmişsinizdir. Size yazmak ne kadar doğru olur bu bağlamda ; bilemiyorum…

  15. Umuthant dedi ki:

    cevap verildi.
    Birincisi, insanları YALANCILIKLA suçlamadan önce bir kere, bir kere daha ve hatta bir kere daha düşünmenizi öğütlerim. Bizim gibi düşünmeyen bizden değildir zihniyeti ile ülkenin geldiği yerlere atıfta bulunarak siyaset yapacak, konuyu dağıtacak değilim. Farklı fikirlere saygı duyabilmek, farklı düşünceleri anlamaya çalışabilmek tam da “daha iyi” ve “daha çok” okumanın ürünüdür. Sadece bilişim alanında değil ama, her alanda…
    Yapılan eğitimlerin, bilgisayar öğretmenlerinin eksiklerini gidermek için yapıldığına dair herhangi bir düşüncem yok ve bu yönde bir kelime de sarfetmedim. Lütfen daha dikkatli okuyunuz ve aynen dediğiniz gibi: anlamadan yorum yapmayınız. Kendinizi ve tüm bilgisayar öğretmenlerini çok donanımlı olarak lanse etmişsiniz. Diğerlerini de FIRSATÇI. Sonra da at gözlüğü takmaktan bahsediyorsunuz. Genellemelerin hepsi yanlıştır sayın roviss ki sırf bu yüzden genelleme yapmamaya olağanüstü özen gösterdim. Bilgisayardan sizden benden ve hatta bir çok diğer bilgisayar öğretmeninden, bilgisayar mühendisinden daha fazla zevk alarak uğraşan, seve seve ve sonuna kadar konuya hakim olarak bu işi yapan, tahmininizden fazla insan tanıyor ve onlara her baktığımda bu işin eğitimini almış meslektaşlarım için -sırf sizin gibi düşündüklerinden dolayı- üzülüyorum. Benim meslektaşlarım Megep’e geçilmesini bile gereksiz bulmuşlar ve Pascal, C anlatmanın nesi vardı ki diye düşünmüşlerdi! Çünkü bilmiyorlar sayın arkadaşım.
    Demek ki siz benim gördüğüm bilgisayar öğretmenlerine rastlamamışsınız, ben de sizin gördüğünüz proje delisi bilgisayarcılara. Bakın, demek ki aynı meslek grubunda ne kadar büyük farklılılar olabiliyorken, hiç tanımadığımız, yalnızca meslektaşımız diye savunduğumuz insanları bir kenara koyup, yine hiç tanımadığımız, bilgisayar öğretmeni olmayan formatörleri yerden yere vurabiliyoruz. Ha bir de hiç tanımadığımız başka insanları da yalancılıkla suçlamak var! Bu zaten sizin ne kadar önyargılı olduğunuzu gösteriyor ama burada sizi tartışmıyoruz.
    Velhasıl, bir işi kim iyi yapıyorsa o yapmalıdır, eğer 2008’de yapılan sınava lafınız yoksa, yukarıdaki yazınızda söylediğiniz şeyleri hala savunuyor olamazsınız. Şu anki formatör kadrosundan memnun olmalısınız. Çünkü en son yapılan sınavı gören benim bilgisayar öğretmenciliği oynayan meslekltaşlarım “nasıl soru bunlar yaaaa!” tepkisini verirken, sınavdan en yüksek puanları alanlar, bilgisayarcı olmayanlardı. Bilenle bilmeyeni ayıralım arkadaşım, mesleklerine göre değil, bilgi düzeylerine göre ayıralım. Bilgisayar öğretmeni diye göklere çıkarmayalım, bilgisayar öğretmeni değil diye bir kalemde harcamayalaım. Önce donanımına bakalım, öyle karar verelim. Sizleri ve sizin gibi düşünen diğer meslektaşlarımı daha çok çalışmaya ve sağduyulu olmaya davet ediyorum!

  16. O.Büyükçapar dedi ki:

    Bu ne arkadaşlar, meslektaşlarım! İkiniz de aynı konuda, aynı bölmedesiniz ama farklı açılardan bakıyorsunuz. Aynı şeyleri, aynı temiz Türkçe ile yazıyorsunuz (dil kullanımı konusunda her ikinizin de hassasiyetini tebrik ederim) aynı kibarlıkta… devam…

  17. Yakup GÖVLER dedi ki:

    Formatörlük, Türkiye’de bilişim’in köküne kibrit suyu döken bir garabet, ancak 10. dünya ülkelerinde olabilecek bir uygulama. İnsanların eğitimlerini hiçe sayan, 180 saatlik bir çay molasını 4 yola eşitleyen, belki güzel amaçlarla ortaya atılmış ancak çığırından çıkan garip bir sistem, bilgisayar öğretmenlerini, öğretmenlikten çıkartacak hain bir tuzak, formatörlük.
    yazdıklarının her kelimesine katılıyor, yazmadıklarının da altına imzamı atıyorum.

  18. muty dedi ki:

    Sana aynen katılıyorum. Umuthant hocam sanırım herşeyi sınavdan yüksek puan almak veya iyi proje çıkartanlara indirgiyorsunuz. ozaman her branşta sınavlar yapılsın bakalım hangi branş veya sınıfçılar dökülecek görelim. birde ben futbolu beden eğitimi öğretmeninden daha iyi biliyorsam bu işin formatörü olabileceğimi veya eğitimini verbileceğimi gösstermez

Teferruat nedir ?

Hayata anlam katandır. Tek başına anlamı olmasa da bütünü bütün yapan minik öğelerdir.

Bu siteye nereden bulaştınız?

Tabi ki MERAK! ve gerisi TEFERRUAT...

Yazar kimdir ?

Kitapları unutmamak için fosforlu kalem taşıyan,mazisine ortak olan olayları,insanları ölümsüzleştirmeye çalışan ve en acısı; bildiklerini & hissettiklerini artık tek başına taşımakta zorlanan bir Bilişimcidir.

© Yayın hakkı...

"teferruat.org"un tüm hakları teferruat.org ve diğer yazar-çizer arkadaşlara aittir. Alıntı yapıldığı bildirilerek diğer sitelerde yayınlanabilir.

Bilişim Teknolojisi Öğretmenleri - Özel

Bilişim Teknolojisi Öğretmenleriyle ilgili Önemli ve çok okunan konulara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz
Bilişim Teknolojisi Sınıfı nasıl olmalıdır?
4 Bölümden oluşan Yazı Dizisi
Öğrencilerinizi BT Sınıfına götürün!
BT Sınıfı ve Dersliklerde Teknoloji kullanımı
Bilişim Teknolojisi Öğretmeni çantası
BT Sınıfı ve Öğretmenler için Görsel belgeler
Formatör Öğretmen Kılavuz kitabı
Haz: Bil.Tekn.Öğrt. Olcay BÜYÜKÇAPAR
HEM Web Tasarım Kursu Dokümanları
FL,HTML,DW,PS,Tasarım ilkeleri,Terimler
Testler ve Web Yayınının tüm aşamaları...

Öğretmenler için | Netsupport Eğitselleri

Netsupport School, Bilgisayar Destekli Eğitim-Öğretim yapmak isteyen her Eğitimci için en büyük yardımcı. İzleme ve Filtreleme Sistemi,Dosya Paylaşımı,Test Modülü,Beyaz Tahta... uygulamalarıyla sınıflarımızın olmazsa olmazı durumunda. Bu bölümde Netsupport firmasının Bilişim sınıfları için tasarladığı NSS School yazılımına dair Eğitseller(Tutorial) bulacaksınız.

  Hazırlanmasını istediğiniz Netsupport Eğitselleri varsa İletişim Sayfasından öneride bulunabilirsiniz.

Gez-Göz-Poz | Vizörden baktığım anlar...

500px, Yazılımsal altyapısı ve Uygulamalarıyla Dünya'da kabul görmüş, Amatör ve Profesyonel fotoğraf sanatı ile ilgilenenleri buluşturmayı amaçlayan bir paylaşım platformu. Yaklaşık 3 yıldır üyesi olduğum bu platformda, başarılı bulduğum fotoğraflarımı paylaşıyor ve dünyanın farklı yerlerinde bu sanatla uğraşan insanlarla fikir alış-verişinde bulunuyorum.

  Fotoğraf sanatçılarının Deneyimlerini ve Çalışmalarını hem paylaşmak hem de isterlerse satışına imkan veren bu platforma hem üye olmanızı hem de android uygulamasını yükleyerek gözlerinizi fırsat buldukça ödüllendirmenizi tavsiye ederim...
  Sanatsal anlamda gerçekleştirmeye çalıştığım fotolara aşağıdaki 2 bağlantıdan ulaşabilir ve dilerseniz eleştri de yazabilirsiniz.

500px Portföy Sayfam ve Canon DSLR Ekipmanlarım

Teferruat Yazılarına Abone:

    683