Kimdir?

Merhaba,

Meslektaşlarımla, Bilişim Eğitimi konusunda deneyimlerimi günlük tadında paylaşırken farkettim ki kendim ve mesleği seçim sürecimle ilgili pek az şeye değinmişim. Stajyer arkadaşlarımızdan birisinin, BÖTE konusunda yayın yapan bir Web Portalı için istediği Röportajı aynen aşağıya ekliyorum. Bölümümü BÖTE, Kendim, Üniversite yaşamım, Mesleğe başlama sürecim ve yaşadığımız zorluklar, Vizyonum üzerine biraz uzun ama öğrenci arkadaşlarımız için yol gösterici olacağını düşündüğüm bir yazı ortaya çıktı. Herkesin farklı tecrübeleri olabilir; benimsemek ve takdir sizlerin.

 


 

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

1981 Sivas doğumlu olup aslen Elazığlıyım. Lise öğrenimim bitene kadar bir arada duran ailem, babamın iş seyahatleri, benim ve kardeşimin üniversite yaşamı nedeniyle annem dahil 4 parçaya bölündü. Benim mezuniyetim ve öğretmenlik atamam ile birlikte Elazığ’da buluştuk yine. 1999-2003 yılları arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi BÖTE bölümünde öğrenim hayatımı sürdürdüm. Üniversite sürecinde kesinlikle KPSS’ye çalışmadım ve aldığım puanla direkt olarak memleketim Elazığ’a atandım.  Bu yıldan sonra kesinlikle Akademik başka bir üst eğitim almamaya, üniversite çatısı altına girmemeye karar verdim. Bu nedenle de Yüksek Lisans, Doktora ve sonrası gibi adımları atmadım ancak ailem ve arkadaş çevrem tarafından çok baskı gördüm bu konuda. Eğitim sistemine sağlayabileceğim faydaları yukarıdan değil de temelden yaşatmayı tercih ettim. Bu kararımda, öğretmenliğimin ilk birkaç yılında üniversitelerin durumuna farklı bir statüden bakma fırsatı bulmam etkili olmuştur. Bana biraz içler acısı gibi geldi maalesef; vizyon aşılaması gereken kurumlardan kalıptan çıkma insanlar peydâ olduğuna şahit oldum diyelim. Özellikle bizim branşımız ile bağdaşmayan bir durum.

Mezuniyetim ile Evliliğim arasındaki sürece, Dijital sanatlar konusunda kendimi geliştirmemi, Sosyoekonomik açıdan zor durumda olan öğrencilere Eğitim yardımı yapan bir derneğin yönetim paylaşımı, Fotoğraf sanatı konusundaki faaliyetlerim ve okumakta olduğum ikinci üniversite(Fotoğrafçılık ve Kameramanlık), Ticari kaygı taşıyan ve taşımayan Flash tabanlı bazı portalların tasarımı, FATİH Projesinin duyurulduğu gün ve saatte Bilinçli Bilişim Eğitimi üzerine bir hareketin; Bilişimde Gelecek Var Hareketi’nin temelini atmayı sığdırdım diyebilirim.(Bu konuda Bolu ve İzmir’den iki arkadaşımın desteği oldu) Böyle bir hareket gerekliydi çünkü FATİH projesinin ayak sesleri duyulurken BT Eğitimcilerinin esamesi okunmuyordu. Bu konuda Bakanlığa sitem etmeyen kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Biz de sesimizi, Akademik çalışması olan bir arkadaşımızın(Öğr.Gör. Dilek DOĞAN-Ankara üniversitesi) “BT Öğretmenlerinin iş ortamında uğramış olduğu Mobbing’e(Psikolojik Yıldırma) ilişkin algı ve görüşleri” konulu çalışmasına Tüm Türkiye’den katılım sağlayarak duyurduk diyebilirim. Zaten o günden sonra elini taşın altına koyan herkes, okullardaki pozisyonumuzu ve dersimizi farklı noktalara taşıdı.

Okul ortamından uzaklaşarak öğrencinin olmadığı kurumlarda çalışmak hiç cazip gelmediğinden farklı bir pozisyonu neredeyse hiç zorlamadım. İşimi layıkıyla yapmak için tek bir saniyemi bile boşuna geçirmek istemiyor kendimi geliştiriyorum. Bunun için de İnternet ortamında meslektaşlarımla başlayan fikir alış-verişlerini bazen ortak projelere dönüştürmeye çalışıyorum. Memurlar.net portalında yaklaşık olarak 5 yıl yaptığım editörlük sürecinde tanıştığım meslektaşlarım ve  BBNET forum sayfalarında Bilişimde Gelecek Var Hareketi için destek aldığım arkadaşlar, Üniversite mezuniyetim sonrasında irtibatımı koparmadığım 3-4 kişilik arkadaş grubum, kendimi geliştirmemde ve her türden sorunu aşmamda yardımcı olmuşlardır. Üzülerek belirtmek isterim ki gerçek hayatta bu kadar faydası dokunan bir çevreyi henüz edinemedim.

Son olarak eşimle tanışmam ve şu an 6 aylık olan kızımdan ibarettir dünyam.

Üniversitedeki öğrencilik yıllarında neler yaptınız?

Benim üniversiteye başladığım yıllarda bölümüm çok yeni olmakla birlikte hem üniversitelerde verilen derslerin bazıları konusunda Türkçe kaynak eksikliği hem de dersimize giren akademisyenlerin biz öğrencilerle aynı kaderi paylaşıyor olması benim gibi bilgi donanımını üst düzey tutmaya çalışan arkadaşlarımı çok zorladı. Sosyal yaşantımız sıfır olmakla birlikte sabahlara kadar özellikle bizlere üniversite sıralarında gösterilmeyen Grafik ve Web Tasarım yazılımları, Eğitim yazılımları üzerine kendimizi geliştirmekle uğraştık. Sabahlara kadar uyku uyumadan çalışmayı,öğrenmeyi ve bazen de ağ üzerinden oynadığımız oyunlarla sabahı karşılamayı çok severdik. Çanakkale’de denize neredeyse sıfır, tuz kokusu ve muhteşem bir gündoğumu ile sabaha merhaba dedik hep. Mezuniyetimize kadar benimle yurt ortamını paylaşan öğrenci arkadaşlarımın her birisinin Bilişim konusunda çok net bir uzmanlık alanı vardı. Üzüldüğüm tek nokta, Linux konusunda kalburüstü bilgiye sahip bazı hocalarımızın genellikle Mühendislik fakültesinde dersle giriyor oluşu nedeniyle onlardan fazla yararlanamamış olmamızdır.

Ancak bu birikime sahip olana kadar yani üniversitenin birinci sınıfında hiçbirimizde bilgisayar yoktu. Üniversitemiz bizimle birlikte ikinci kez öğrenci almış ve gelişimimize yatırım yapmak adına hafta sonlarında dahi bölümün bilgisayar sınıfını açık bırakıyordu. Biz de öğlen yemeğinden sonra, bir çay arasından sonra, bir ders boş geçtiğinde soluğu bilgisayar sınıfında alıyorduk. Limitlerine kadar zorladığımız bilgisayarları bozunca yine sağlam yedeği de kendimiz yüklüyorduk. O zamanlar CD yazıcı, Flash Bellek gibi medyalar yaygın da değildi. İhtiyaç duyduğum çok küçük bir program bile olsa bilgisayar sınıfında indirip cebime koyduğum iki kutudaki 20 diskete zip formatında parçalıyordum. Beni görenler tabi anlam veremiyorlardı. ÇOMÜ, öğrencilere verdiği bilişim imkanları ile değil Sosyal ve Kültürel yönüyle özellikle haftasonları da nefes alan bir üniversite oldu. Bu konuda teşekkür edilecekleri buraya sığdıramam sanırım.

Düz bir liseden mezun olmamıza rağmen ben ve yurtta kalan arkadaşlarımın bu aşırı gayreti sonrasında boynuz kulağı geçer misali; ince ayrıntılarda kendisine danışılan öğrenciler olduk. 4 sene gibi kısa bir zamanın bize bu kazandırdıkları nedeniyle, sosyal yaşamdan yitirdiklerime pek hayıflanmıyorum. Aynı sancıyı üniversite hocalarımız da çekmiştir. Çok yeni bir bölümde 2000’li yılları yeni karşılamışken adını bile yeni duyduğumuz kavramlar, yazılımlar ve methodlar nedeniyle hocalarımız bile bir öğrenci olmuştu. Bazı konuyu birlikte araştırarak öğrendiğimiz ve bir proje formatında paylaştığımız oldu.

Peki yaptığınız mesleğe o yıllarda mı karar verdiniz ?

Teknolojinin ve İnternetin yeni yeni ağıza alınmaya başladığı yıllardı o zamanlar. Çocuklar hala sokaklarda oynuyor, cep telefonunu ya öğrenciyseniz ya da durumunuz biraz iyiyse taşıyordunuz. Tam olarak tercih döneminde teknolojiye yönelmem ve hayranlık duymam sebep oldu. Geçmişte üretilen teknolojik cihazlar için bilim adamları “Bunun artık bir adım ötesi olamaz, insanlar daha fazlasına ihtiyaç duymayacaklar” demişler. Ben ise hayallerime sığdıramıyordum yaşanacak gelişmeleri. Daha öncesinde kafamda planladığım mesleklerin kesinlikle tercih sürecindekilerle yakından uzaktan ilgisi yoktu. Önce Bilişim alanına yöneldim; sonra Öğretmenlik diyelim…

Bize mesleği seçme sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Ben branşımdan ziyade Eğitimci olmayı bilinçli, planlı olarak seçmedim. Üniversite sınavına hazırlandığım yıllarda yüksek lisans yapan kuzenimin, tez yazımı nedeniyle evine aldığı bilgisayar, benim önce oyun bahçem sonra da merakla içine girdiğim teknoloji dünyasının ilk kapısı oldu. Şu an çok erken yaşlarda meslek seçimiyle ilgili olarak hangi alternatiflere sahip olduğunu bilen çocuklara nazaran bizim fazla bir rehberimiz yoktu. BÖTE ile ilgili olarak bile fazla bilgi sahibi değildim. Eğitim, Teknik Eğitim farkını anlatamıyorlardı bize. Teknolojinin öğretimi ve Öğretim süreci üzerine daha fazla yoğunlaşacağını düşünüyordum; nitekim de öyle oldu.

Diş Hekimliği, Bilgisayar Mühendisliği ve BÖTE bölümlerinden hepsi de çok seveceğim bölümlerdi. Diş hekimliğini ailecek sürekli bu fakülteye giriş-çıkış nedeniyle duyduğum hayranlık ve sempati nedeniyle tercih ettim. Mühendislik için puanım yetmedi, BÖTE seçerken de eğitimci olmayı değil Özel sektöre geçebilmek için basit bir temel atmayı düşündüm. KPSS’ye çalışmadım. Öğretmen azlığı nedeniyle şehrime kolay atandım ama taban puan da almadım yani… Öğretmen atamalarından sonra kavanozdan görev yeri olarak bir Yatılı Okul çekince benim hayatım değişti. Eğer Yatılı Okul yerine normal bir okul çekmiş olsaydım iyi ya da kötü başka bir yerlerde olacaktım ama eğitimci olacağımı kesinlikle zannetmiyorum.

Doğu’da Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bize göre çok daha doğudaki şehirlerin terör ve diğer olumsuzluklarından uzaktaydık. Fiziki mekan olarak çok eski ve okula uygun olmayan bir binada eğitim verdiğimiz günlerdi. DİPNOT:Zaten bu okulun Fiziki projesini yapmak için yurtdışına 1960’larda gönderilen ekibin, gezip tozmayı abartarak Türkiye’ye dönüşlerinde bir at çiftliğinin projesini alıp getirdikleri söylenir. Zaten hem derslikler, hem ofisler hem de lavabolar okul yapısına uygun değildi. Lavabolar, atların su içtiği yalaklara benziyordu diyeyim; gerisini siz anlayın…

Böyle bir okulda görev yapmak sadece bilgi birikiminizi aktarmayı değil sevginizi ve merhametinizi paylaşmanızı, köy gibi küçük dünyalarında türlü olumsuzluk yaşayan öğrencilerin sorunlarına onları mutlu edecek acil çözümler üretmenizi de gerektirir. Üniversite sıralarındaki sert ve soğukkanlı mizacım çok küçük (1.sınıf dahil) öğrencilerle ve mezuniyetten sonra evlenme ya da hemen işe atılma ihtimali olan öğrencilerle geçirdiğim zaman nedeniyle aşırı duygusal bir mizaca dönüştü. Çünkü okul hayatından çok gerçek hayatı da biraz erken yaşıyordu bu çocuklar. 2 yıl sonra ilk merkezine tayin istedim ancak ilk atandığım okulda; Yatılı okulda bir yıl daha kalsaydım büyük ihtimalle o ilk görev yerimden bir daha da ayrılamayacaktım.

Bu arada bir parantez açmam gerekiyor. Ben öğretmen olmaya aslında o okulda karar verdim. Çünkü üniversitede aldığım bilgiyi özel sektördeki geleceğim için küçük bir basamak olarak kullanacaktım. Ancak çocuk denilen sihirli varlık, kendisini basamak olarak kullanmama izin vermedi. Allah bana bu sevgiyi ve imkanı verdiyse ben neyi esirgeyeceğim diye sordum kendime. Hem ilgimi ve alakamı hem de bilgilerimi paylaşmaya çalıştım. Öğrencilerim karne günü okuldan ayrıldıklarında “Nereye gidiyorsunuz?” diyerek ağladığımı bilirim. Öğretmen-öğrenci ilişkisini çoktan geçmişti diyaloğumuz. Merkezde klasik bir öğretim kurumunda çalışan bir öğretmenin okulunu ve öğrencilerini bu kadar benimseyebileceğine dair katiyen inancım yok! Bu nedenle bir öğretmenin branşı ne olursa olsun taşra da ve sabrını zorlayacak bir okulda çalışmasını tavsiye ederim. Elbette böyle bir okula da kimse koşa koşa gidemez; nitekim bizim dönemimizde nokta tayin gibi bir alternatifimizi yoktu ve benim avantaj olarak gördüğüm bu tercihi kavanozdan kendi ellerimle çekmiştim. Benim en büyük şansım buydu.

Bölümdeyken, mezuniyetten sonrasına yönelik çalışmalarınız var mıydı? Mezun olma sürecinde neler yaşadınız?

Mezun olma sürecinde gerek internet ortamındaki gelişmelerin günümüzdekine göre stabil ve çizgisel bir yol izlemesi gerekse mezun olanların yaptıkları işler açısından fazla bir çeşitlilik yaşanmıyor olması bizlerde bilgisayarı öğretmekten başka bir iş yapmayacağımız izlemini uyandırdı. İşin “Öğretimi” ve “Öğretimdeki methodu” bölümünü neredeyse hiç düşünmüyorduk. İnsan böyle olunca üç-beş programı öğrenmek dışında diğer konularla neden yıllarca bu kadar haşır neşir olduk diye soruyor kendine. Mezun olduktan sonra öğretmen olarak atanıp üniversite hocalarını ve biz gençleri ziyarete gelen büyüklerimiz de düşüncelerimizi destekler nitelikte; teknolojik bir aygıtın öğretiminden fazlasına yer vermiyordu hikayelerinde. Özellikle son sınıfta bu nedenle bir bocalama yaşadığımı bilirim. Mezuniyetin sonrasına dair, sahip olduğumuz bilgiyi sıcak tutmak dışında sahada lazım olacaklara dair bilgi sahibi olmadığımızdan fazla bir çalışma yapmadık ama var olanları paylaştık diyebilirim.

Üniversite hocalarımız teknolojinin okullarda hazır olduğuna dair pespembe bir dünya çizmişti. –ki gerçekten de üniversitede sahip olduğumuz teknolojik donanımların aynısı benim doğu dediğim yerde ve 1960’lardan kalma binanın içine görgüsüzce girmişti. Gerçekten de teknolojik donanımlarda uçlar seçilmişti çünkü yatılı okullara gönderilen ödenekler ve projelerin bu okullara erkenden girmesi ihya etmişti eğitimcileri… YİBO’lar dışında düz liselerde ya da ticaret liselerinde bu işi önemseyen okullar öne çıkmaktaydı. Üniversitedeki 2 arkadaşım da ticaret lisesine atanmıştı ve BT sınıfları gerçekten çok iyi durumdaydı.

Mezun olurken sahip olduğumuz bilgiyi ve gelişmeleri sıcak tutmak dışında elektronik ortamdaki çalışmalarımızı ve kaynaklarımızı birbirimizle paylaşarak arşiv oluşturduk arkadaşlarımla. Mezuniyet sonrasında tanışacağımız yetkililerin, arkadaş çevresinin ve taşraya atanırsak bizlere gelecek taleplerin üstesinden gelebilmek için tartışıp hazırlık yaptığımız oldu. Bunun dışında interneti, öğretmenlik yaparken ve öğrencilerden ayrı kaldığımız zamanlarda da kullanacağımızı düşünerek özellikle İçerik Yönetim Sistemlerine(Joomla) ağırlık verdim. Nitekim beni atanmam sonrasında çok büyük bir stresten kurtarmış, köy çocuklarını da erkenden internet dünyasıyla tanıştırmama vesile olmuştur. İnternetin kendisi değil, CMS ve LMS sistemleri bu konuda bana yardımcı oldu. Öğrencilerimi öncelikle korunan, zararsız ve takip ettiğim bir ortam ile tanıştırdım. Sonrasında ilk defa yüzen ördekler gibi suya kendileri atladılar…

Mezuniyet sonrasına yönelik olarak çalışmalarımız okulda bizi bekleyen görevlerde stres yaratacak durumlara karşı hazırlıklı olmak üzerineydi. Askerlik görevi daha siz işinize alışmadan halletmeniz gereken bir vazifeydi. Gideceğiniz bölgede bazı dersin öğretmenleri bulunmayabilirdi ki bunun için de Dil kurslarına giden arkadaşlarımız kendisini dil açısından yetiştirmekteydi. Bu arada ilk atandığım okulda Yabancı Dil ve Beden Eğitimi dışında girmediğim ders yoktu: Matematik, Türkçe, Görsel Sanatlar, İş eğitimi,… Oysa atandığımızda Üniversitede sıralarında eğitim aldığımız sınıfların, teknolojik donanımların kurulumlarını bizler yapacakmışız gibi düşünürdük. Dolayısıyla ağ altyapısı kurma, bilgisayar yedeği alma gibi konularda kendimizi yetiştirmeye çalıştık. Ancak o güne kadar tek bir kablo bile kesmemiş olduğumuzdan üniversite hocalarımızdan bizi bu yönde hazırlamalarını talep ettik. Şu an Fatih projesi ile okullara gelen bazı teknolojik donanımlar üniversitemizde hali hazırda vardı. Şaşırtıcı ama gerçek! Şeffaflarla tepegöz kullananlar çoğunlukta iken biz doküman kamerayı çok rahat kullanıyorduk. Ancak hazırlanmamıza rağmen atanmamız sonrasında tanışmadığımız tek donanım da sanırım bu oldu. Kablolama altyapısı ile ilgili konularda hocalarımızın yönlendirmesiyle okul dışında ticari bir iş ile uğraşan sınıf arkadaşımız bize minik eğitimler verdi. Yine üniversite hocalarımızın bazıları Linux konusunda Türkiye’yi taşıyan insanlardı ancak bizler okul dışındaki dar vaktimizde fazla bir araya gelemediğimizden bu eksiğimizi üniversite sonrasında tamamlamaya çalıştık. Yine fakültemizin en kıdemli öğretmeni, bizlerin Sunucu Yönetimi konusuyla mutlaka tanışacağını düşündüğünden NT tabanlı sistemler, Web Server kurulumu, Apache ve Web Sitesi oluşturma üzerine eğitimleri haftasonunda vermekteydi. Bizler de haftasonu olmuş, tatil gelmiş havasına hiç bürünmedik. Uykumuzu bölüp haftasonunu okulda geçirdiğimiz günler ağırlıktadır. Pedagojik anlamda da okulumuza gelen ülkemizce tanınmış eğitimcilerin konferanslarına oturacak yer bulamasak da katıldık. Bu eğitimlerin bizlere çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Ancak bu eğitimler, öğretmenliğimizin ilk günlerinde heyecandan titrememizi engelleyemedi tabi :)

Bir parantez açmak gerekebilir. Özellikle son sınıfta ders saatlerimizin azalması, 4.sınıfa kadar Matematik, Kimya, Fizik, Biyoloji derslerini Ana derslerimiz ile aynı ağırlıkta görmüş olmamız sebebiyle biraz stres yarattı diyebilirim. Çok daha farklı konular göreceğimizi düşünürken bir baktık ki okul bitmiş ve geride Bilişimden farklı konular ağırlığı oluşturmuş. Bilişim alanıyla ilgili daha fazla konuyla haşır neşir olmamamız ve özel olarak ilgilendiğimiz Bilişim ile ilgili konuların üniversitede adının geçmemesi “Acaba diğer dersleri görmesek olmaz mıydı?” gibi soruları aklımıza getirdi. Kimimiz ilçede program olacağı günde, kimimiz bir okulun altyapısını yenilerken, kimimiz bir kaymakamlık sitesini güncellerken önceden kendi kendimize öğrendiğimiz ancak üniversitede gösterilmeyen bilgilerin faydasını gördük. Bu da bizi ister istemez “Bilgisayar mezunu, onun alanı ama bilmiyor!” eleştirilerinden korudu tabi. Ancak öğretimin nitelikli hale getirilmesi ile ilgili olarak faydası olmuş mudur bu hazırlıkların; pek zannetmiyorum… Okul sıralarında yaptığımız birçok hazırlığın iş başına geçtiğimizde anlamını yitirmesi gibi sizin de eğitim-öğretim konusunda hassasiyet gösterdiğiniz konularda ince elemenize bazen amirleriniz, bazen çevre bazen de öncelikleriniz izin vermez. Benim Yatılı bir okulda çoğu şeyi bırakıp sevgi dağıtmaya çalışmam gibi… Bazen öğretimi bazen de Bilişimi ikinci plana attığımız zamanlar oldu. Haliyle Ölçmek, Farklı yöntemlerle öğretmeye çalışmak, Niteliği arttırmak, Uygun ders araçları & Eğitim yazılımları geliştirmek,… gibi konuları ikinci plana atıp sıradanlığa mahkum olduğumuz olmuştur. Ancak bilgi paylaşımının ve veli çevresinin beklentilerinin had safhaya vardığı bu dönemde üstün gayretleriniz bile yetersiz gelebilir. Nerede kaldı bazı şeylere boşvermek !

 

Şu an yaptığınız meslek için BÖTE bölümünde verilen eğitim yeterli mi? Şunlar da olsa daha iyi olurdu dediğiniz şeyler var mı?

Bu konuda hiçbir Üniversite ve Fakültenin vereceği eğitimin yeterli olacağını düşünmüyorum. Kendi üniversitem için de aynı görüşteyim.

Çünkü uğraştığınız hamur İnsan olduğundan özellikle Pedagoji konusunda öğrendiklerinizin hiçbir anlam ifade etmediği ve çözümsüz kaldığınız zamanlar olabiliyor. Ben özel eğitime ihtiyacı olan çocukların eğitimi konusunda da birtakım bilgilere sahip olmak isterdim. Karşılaşabileceğim okul türleri ve farklı eğitim ihtiyaçları olan bireylerin eğitimi konusunda hiçbir önbilgiye sahip değildim. Biraz daha genel duruma ışık tutmak istiyorum eğitim konusuyla ilgili olarak.

Öğretmenlikte yıllarını harcamış akademisyenlerimiz, öğretmenlerimiz var. Bunlardan bazıları, gerek mesleklerini icra ederken gerekse emeklilik döneminde kendi tecrübelerini paylaşıyor. Kimi köşe yazısı kimi ise kitap şeklinde tecrübeleriyle ışık tutmaya çalışıyor. Üniversite sıralarında verilen eğitimde genellikle Bilimsel bilgiler paylaşılıyor ve Eğitim-Öğretim sürecinde yaşanabilecek yaşamın içinden konulara değinilmiyor. Bugün bir eğitim fakültesinin kantininde otururken Sınıf öğretmenliği bölümü öğrencilerini İnfograf hazırlarken, Fen Bilgisi öğretmenliği bölümü öğrencilerini Artırılmış Gerçeklik ile bütünleştirilmiş bir dersi planlarken görebiliyorsunuz. Ancak akademik bilgilerin yanında tadımlık olarak bile verilmeyen çocukların okullulaştırılması, okulda sizleri bekleyen öğretmenlik dışındaki görevler, okul çevresiyle bütünleşme, yönetmelikler,… son sınıfa gelmiş bir öğretmen adayının sadece staj sürecinde danışman öğretmenine teslim etmesi gereken 3-5 sayfalık bir ödev olarak karşımıza çıkıyor. Buna bir de sınav stresini eklediğimizde mahrumiyet bölgesine atanmış yeni bir öğretmenin aslında sahip olmadığı birçok bilgiyle/ya da aslında bilgisizlikle yaşayabileceği travma konusunda eksiği teknik eğitimin yetersizliğinde aramak doğru olmaz sanırım. Birçoğumuz bilişim alanıyla ilgili konuların güncellenmesini arzu ederken diğer konuları görmezden geliyoruz.

Benzer şekilde teknik anlamda ihtiyaç duyacağınız bir konuyu Eğitim Fakültesinde almamış olabiliyorsunuz. Elbette bahsettiğim, elektronik konusunda bir mühendisin sahip olacağı bilgiye ya da Yazılım konusunda Endüstri mühendisinin, Back-End kodlayan bir programcının sahip olması gereken bilgilere sahip olmak değil. Günümüzde teknik olan-olmayan birçok konuya genişbant internet ile çok rahat ulaşıyor olsanız dahi tecrübe kazanmak için yaşamanız gereken çok uzun ve sancılı süreçler, farklı deneyimler gerekiyor; “yazılan” ya da “anlatılan” ile “yaşanan” farklı şeyler kısacası. Görev yaptığınız çevrenin size bu tecrübeyi kazandırabilecek potansiyele sahip olması, bazen de yeni gelişmeleri öğrenmeyi sizden arz etmesi gerekiyor. Elbette Mühendisliğin tamamını üniversite sıralarında öğrenecek olsanız da ya atanma sonrasında bu bilgiler eskiyecek ya da atandığınız çevrede gereksiz görülmesi nedeniyle kullanım alanı bulamayacaksınız. Dolayısıyla körelmemek, öğretmenlik yaptığı çevrede sadece öğrenciyi değil aileleri de eğitmek, öğretmenlik misyonunu okul sıralarının dışına taşımak görevi sizin için sıradanlaşmalı, rutin haline gelmeli. Aksi halde meslek sahibi olmayı sadece sınav stresinin yönetimiyle özdeşleştiren kalabalık bir öğretmen çevresinde, teknik bilginizi ve bilişim alanındaki tecrübenizi aktarabileceğiniz bir öğrenci güruhu bulamayabilirsiniz.

Bu konuda üniversitelerde daha verimli öğretim programlarının çıkarılabilmesi sanırım YÖK ile sahada çalışan eğitimciler arasında çok hızlı bilgi alışverişi yapılabilmesi ile mümkün olurdu. Ancak Milli Eğitim Bakanlığının da kendi bünyesinde çalışan öğretmenlerle çok sağlıklı bir diyaloğa girmediğini ekleyecek olursak Önce Yüksek Öğretim Kurumları sonra Bakanlık bünyesindeki eğitim kurumlarının müfredatlarının günün şartlarına göre güncellenmesi, ihtiyaç duyulan eğitimin üniversitenin ilk sınıflarından itibaren öğrencilerle buluşmasını sağlayacaktır. BÖTE programları, ancak karşılıklı diyalogla daha nitelikli hale gelebilir. Teknik derslerin biraz daha ağırlıklı olması, bugün öğretim süreci için kullandığımız uygulamaların üniversitede kağıt üzerinde kalmaması ve öğretim programlarının güncellenmesi daha iyi olurdu.

 

Mesleğinizi yapmak isteyen öğrencilere önerileriniz nelerdir?

Formal eğitim sürecinde öğrenici kitleye kazandırmaya çalıştığımız en önemli becerilerden birisi ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK. Birey ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ihtiyaç duyacağı bilgiye nasıl ulaşacağını ve hangi methodla kalıcı hale getireceğini biliyor olmalı. Bir BÖTE’li günümüz çocuklarının en çok ilgi duyduğu konularda öğretim programlarında geçsin veya geçmesin; asgari bilgiye sahip olmak zorundadır. Günün trendlerini takip etmek, öğretim teknolojileri konusundaki yenilikleri derslerine adapte etmek ve diğer öğretmenlerle işbirliği yapmak durumundadır.(Hatta öğretmenlerin çoğunda direnç olduğu için onları zorlamak diyelim!) Yenilikleri çalıştığınız kuruma taşımazsanız daha yenileri konusunda bir arz oluşmayacak ve siz de ister istemez köreleceksiniz. Sizin kendi başınıza yenilikleri sınıfınıza taşımanızın da pek bir önemi yok; genel bir arz yoksa yıllar boyunca “Ortaokul çağına kaç punto ile yazmalı?” sorularıyla boğuşursunuz…

Öğretmenlik mesleğini ister Devlet Kapısı, ister Bilişim alanı ile ilgili oluşu ya da mesai saatlerinin rahatlığı nedeniyle seçin; eninde sonunda bu mesleğin manevi yönüyle tanışmanız gerekecek. Mesleğinizi layığı ile yapamıyor olsanız bile ya günümüz çocuklarının bilişim alanına ilgi duyuşu ya giyiminiz ya memleketiniz ya da ağzınızdan çıkan fark etmediğiniz bir tatlı söz yüzünden gireceğiniz farklı gönüller olacak. Bunu farkında olmadan yaparsınız. Ancak sizden ilgi bekleyen öğrencilerinize bir şekilde arkanızı dönecek olursanız giremediğiniz gönülleri, giremediğiniz zihinler takip edecek. Yani ders anlatamayacaksınız. Bilinçli olarak seçmemiş ya da beklentileriniz karşılamayan bir çevreye, kuruma yönelmiş olsanız dahi bu işin güzel yanlarını ve size haz verecek yanlarını öğrenmeyi; özellikle tecrübeleri okumayı zor zamanlarınız için ilk iş bilmelisiniz. Ben özellikle okullulaşma oranının daha az olduğu ancak eğitime en çok ihtiyaç duyduğumuz Doğu bölgelerinde herşeyiyle size sarılan insanların sizi aslında olmadığınız bir insan gibi hissettireceğine eminim. Bu nedenle bu bölgelere sadece mesleki bilginizle değil beşeri vasıflarınızla, sizin için önemsiz görünen ancak başkaları için büyük adım sayılabilecek yeteneklerinizle, hobilerinizle, davranışlarınızla, kişilik özelliklerinizle gitmenizi ve göstermenizi tavsiye ederim. Çekinmeden, cömertçe paylaşın yenilikleri…

Gideceğiniz bölgelerde sizin sayenizde aklındaki fikirleri teknoloji sayesinde hayata geçirecek; belki de sizin yönlendirmenizle patent alacak, teknoloji sayesinde daha verimli çalışacak, herşeyden öte teknolojiyle ilk kez tanışacak yetişkinler olacak. İşe yetişkinlerden başlamanız çok önemli. Teknolojinin ebeveynler tarafından önce küçük yaşlarda ödül ve oyalama aracı olarak verildiği sonra da bilinçsiz ve aşırı kullanım nedeniyle yarattığı bağımlılık yüzünden yasaklandığı göz önüne alınırsa sizin velileri eğitmeniz, çocuklara yaklaşımınızdan belki de daha önemli olacak; ilk arzı yaratacak.

Eteğinizdekileri paylaşmaktan çekinmeyin, öğrencilerin sizinle tanıştıktan sonra şekillendiğini unutmayın, size verilen emanetlerin sahiplerine değer verin; değer verdiğinizi gösterin, önemseyin. Son olarak nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız öğrenin. Bunu öğrenmenin en kolay yolu bazen Anı niteliğindeki tecrübelerin paylaşıldığı eğitimci yazarlara ait kitaplardır. Okumayı sevmiyorsanız zaten yazımın bu noktasına kadar gelmiş olamazsınız değil mi :) Teknolojinin hayatımıza soktuğu Video eğitim siteleri ne kadar gelişirse gelişsin bir eğitimci okumayı asla bırakamaz. Okumayan insandan da eğitimci olamaz!

 

Mezun olduktan sonra iş hayatına nasıl başladınız?

Mezun olduktan sonra en yakın tarihteki KPSS’den yeterli puanı alarak şehrime atanan 3 Bilişim Teknolojileri öğretmeninden birisi oldum. Şehrimden başka bir tercih yapmadım. Zaten o dönemde(2003 yılı) nokta atama kavramı yoktu. Atama sayılarımız yeterli olsa dahi Bilişim sınıfı sayısı fazla olmadığından, ya Hayırseverler tarafından altyapısı yaptırılan bir sınıfa ya herşeyin çok ince düşünüldüğü bir Yatılı okula ya da Öz kaynaklarıyla Bilişim Sınıfı kurmuş bir okula atanma şansınız vardı. Ancak merkez ya da taşra; çok fazla alternatif yoktu. Bu arada ben dahil atanan diğer 2 arkadaşım da ilçelerdeki Yatılı okullara atandık.

Kura kavanozundan çektiğim YİBO kelimesi ile ilk şoku yaşadım; üzüldüm demiyorum. Çünkü bir liseye gideceğimi zannediyor, daha alt eğitim kademesinde bir okulda görev alacağımı zannetmiyor, üstelik YİBO diye bir kelimeyi maalesef ilk kez duyuyordum. Ancak binlerce metrekarelik yeşil ve ağaçlık bir alan içinde yaşadığım ilk okul tecrübesi bana o okuldan ayrıldığımda “Masal gibi geçen 2 yıl” dedirtti hep. Bu ifadeyi, kitaplara, günlüklere, yaptığımız sunumlara, okul sitemizin başlığına ve okuldan ayrıldığım gün Bilişim Sınıfı bilgisayarlarının masaüstüne yazmıştım.

Öğretmenliğin eğitim yönüne dair yaşadığım tecrübeler nedeniyle Öğretmenliğe devam etmeye karar verdim. Tabi ben yeni atanmış olmanın verdiği aşırı idealist bilinçle ne kadar parlak düşünsem de köhne kalmış idarecilerimin zihniyeti nedeniyle sınıfıma internet bağlantısını bir yıl sonra çekebildim. İlk yılı çevreyi aydınlatma mücadelesi ile geçen öğretmenliğin o yazında askerliğimi Asker Öğretmen olarak yapıp ilk eğitim-öğretim yılında hiçbir değişiklik olmadan yine kendi okuluma geldim. İkinci yılımda, ilk yıl yakından tanıdığım çoğu öğrencinin bir sonraki eğitim kademesi için çok iyi yerlere gitmesi için çalışmalar yaptık. Sınava giren öğrencilerimin çoğu İstanbul’da olmak üzere bir ortaöğretim kurumuna yerleştiler. Şu an çok iyi yerlerde olanlar, yurtdışına gidenler ve bilişim alanıyla ilgili bir mesleği seçenler var. Tabi meslektaşlarım öğretmenler de. Bu iki yıl içinde günün müfredatına göre vermeye çalıştığım bilişim alanı ile ilgili yeterliliklerin çoğunu kazandırabildiğimi düşünüyorum. Açıkçası bu durumda, okumaktan başka seçim şansı olmayan taşra çocuklarının şehir hayatı ile bulanmamış, parlak zihinlerinin etkisi olduğunu söyleyebilirim. Hepsi de zor şartlar altında okuduğundan, herşeyi birlikte yaşadık ve onlara yol açmak için gece kurt inen bir yerleşkede geceleri BT sınıfında ısıtıcı eşliğinde ders çalıştık. Biraz eğitim, biraz öğretim mücadelesi ile bu okulda geçirdiğim iki yılın özeti bu. Bu okuldan sonra gerçek anlamda öğretmen oldum ben.

Ve sonrasında en büyük şansımız olan 2005 yılında BT Sınıflarının kurulması kararı ile edindiğimiz tüm tecrübeleri bu kez merkezde paylaşma fırsatı bulduk. Ancak gelin görün ki il merkezinde atandığım yeni okulum da şehrin mahrumiyet bölgesiydi ve bu okula da genç,işbirlikçi,idealist kadrosu ve küçük samimi aile çevresi nedeniyle 10 yıl boyunca veda edemedim. Sonrasında ise 4+4+4 sistem değişikliği nedeniyle şu an bulunduğum okuldayım.

 

İş hayatınızda neler yapıyorsunuz?

Bizim yaptığımız işleri tanımlamaktan çok çevreden gelen taleplerin niteliğine ve samimiyetine dayanarak hangi tecrübeyi paylaşma yoluna gittiğimizi konuşmak sanırım daha yerinde olur. Okul ortamına hiçbir katkısı olmayacak keyfi isteklerin, bir bilişimciyi ilgilendirmeyen mekanik ve elektrikle ilgili taleplerin gelmesi ve bu taleplerdeki ısrar, sizin motivasyonunuzu etkiliyor. Ya okula gelmek istemiyorsunuz ya da hayır diyemeyip gereksiz uğraşlar nedeniyle iş veriminizi dolaylı olarak kendiniz düşürüyorsunuz. Ya da tam anlamıyla yenilik arayışında bir kadronuz var ve her yeniliği heyecanla ve birlikte araştırıp uyguluyorsunuz. Bir Bilişimci kadar merakının peşinden koşan branş öğretmenleriyle Web 2.0 üzerine konuşabiliyorsunuz.

Okullarda bir BT öğretmeni olarak temel görevimiz olan derse girmek çıkmak dışında okul birimlerinden herhangi birisine gelen teknolojik donanımların/yazılımların tümünü görmek ve öğrenmek konusunda çaba gösteriyorum. Bu noktada elbette “O işle meşgul olacak birinci kişinin öğrenmesi gerekmez mi?” gibi bir soru akıllara gelebilir ancak kompütasyonel düşünmeyi düstur edindiğiniz ve çalışma disiplini haline getirdiğiniz için kullanım,arıza,bakım gibi konularda kabul edin veya etmeyin herkesten öndesinizdir; tabi ülkemizde kötü gibi algılanan ancak anlamı oldukça dolu olan Amatör kelimesinin hakkını vermekteyseniz. Çünkü az önce dediğim gibi “Okumadan öğretmen olunmaz!” Öğrenme isteğine ket vurmuş bir eğitimci de okul idaresi kenarda dursun; dersteki öğrencilerin önünde alay konusu olmaktan kurtulamaz. Hasılı; öğrenme güdüsüyle tüm teknolojik cihazlara ve yazılımlara ilgimi canlı tutuyorum.

Okulumuz Fatih projesinin uygulandığı bir okul olduğundan Sınıf ve İdari odalardaki teknik donanımların çalışır durumda olduğunu takip ediyorum. Fatih projesi ile ilgili donanımların bir kısmı uzaktan(Bakanlıktan) yönetildiği için bunların sadece çalışır vaziyette olması bizim için yeterli ancak etkileşimli tahta gibi donanımlarında da öğretmen ihtiyaçlarına göre gerekli uygulama güncellemelerini alması ve arıza durumlarında yedeklerin hızla geri yüklenmesi için yedeklerin alınması gibi işlerle de ilgileniyorum(Tablet dağıtımı olmadığından bu konuda yaptığım bir işlem yok ancak ben heyecanla beklemekteyim). Okulumuzun her yerinde bina kurulumu ile gelen bir internet altyapısı olmasına rağmen, okul ağına katılan her bilgisayara fiber bağlantı gitmesi için gerekli altyapıyı sağlıyorum. Bu konuda Bakanlık ile birebir görüşerek internet dağıtımı konusunda gerekli konfigürasyonları uzaktan yapmalarını istemek gerekiyor.

Fatih Projesi BT Rehber Öğretmeni olduğumdan öncelikli görevlerimden olan BT Sınıfının işler durumda olmasından da sorumluyum. Bilgisayarların stabil, hızlı, kullanılacak uygulama yazılımlarını kaldıracak seviyede olmasını sağlıyorum. Bilgisayarlarımız biraz eski olduğundan dönemlik temizlikleri, eskiyen donanımların güncellenmesi, zümre öğretmeni olan arkadaşımın talepleri ile de ilgileniyorum. Okulun web sitesini güncellemek gibi işleri burada saymıyorum çünkü birkaç yıl önce Bakanlığımız bir şablon yapısını benimseyerek CMS sistemiyle her okulun kendi içeriğini ekleyebileceği bir altyapı geliştirdi. Hız kazandırması açısından iyi oldu ancak bu alanda hiç çalışma yapmamış meslektaşlarımızın web tasarımı konusunda çok körelmesine de neden olan bir gelişmedir. Teşvik edici yarışmaların da düzenlenmesi bu konudaki motivasyonumuzu üst düzeyde tutuyordu.

Ayrıca Fatih Projesi İl Eğitmenlerinden olduğumdan okuluna Fatih Projesi kurulumu yapılan öğretmenleri kendi okullarında sağlanan Fatih Projesi donanımlarıyla, Bakanlığın sağladığı yazılım altyapısıyla ve derste kullanacakları içerikleri geliştirmek için kullanacakları yazılımlarla tanıştırıyorum. DİPNOT:Şu anda Bakanlığımız bu eğitimlere yönelik olarak yüzyüze eğitim metodunu bırakmış durumda. Aynı eğitimler, güncellenmiş olarak Uzaktan Eğitim yoluyla Bakanlık sayfalarından alınmakta ve eğitimi alan öğretmen sınava girerek sertifikasını almaktadır. Ben de eğitimi almayan öğretmenlere yıl sonuna kadar bu eğitimleri almaları konusunda rehberlik ediyorum. Ayrıca aldıkları eğitim sonrasında sınav olarak başarılı olan arkadaşların derslerine misafir olarak Fatih Projesi bileşenlerini kullanmaları konusunda destek oluyorum. Gelen dönütler doğrultusunda Öğretmen ve Bakanlık arasında iletişim sağlamaya çalışıyorum. Bunu tüm Fatih Projesi BT Rehber Öğretmenleri yapmaktadır.

Fatih projesinin bileşenleri okullarımıza girdikçe Bakanlığımızın Donanım ve Yazılım konusundaki güncellemelerini geriden takip etmemek adına fırsat bulduğum eğitimlere katılıyorum. Bu eğitimler kesinlikle Mahalli(Yerel) değil. Bakanlığımızın ülke çapında açmış olduğu Hizmetiçi Eğitim Merkezlerinde, genellikle 1 hafta süreli, Bakanlık Yetkilileri ya da alanında uzmanlaşmış eğitimciler tarafından verilen Merkezi eğitimlere her yıl eğitim-öğretim dönemi başında müracaat ediyorum. Bu eğitimlerin bende yarattığı değişimleri inkar edemem. Türkiye’nin dört bir yanından gelen ve farklı tecrübelere sahip eğitimcilerle hem eğitim sırasında hem de eğitimler sonrasındaki serbest zamanlarda inanılmaz bir fikir alış-verişi yaşanıyor. Tabi bu eğitimlere gerçek hayatta hiç elini sıkmadığımız, bir proje ortaklığında görev aldığımız eğitimcilerin de denk geldiği oluyor. Üniversite arkadaşlarınızın aynı eğitime geldiği oluyor. Yaşadığınız keyfi siz düşünün…

Okul hayatından bağımsız düşünemeyeceğim bir de İnternet ortamındaki hayatım var. Bilişimde Gelecek Var Hareketi Facebook ve Twitter sayfası, 2000’li yıllardan bu yana Kişisel ve Mesleki anlamda tuttuğum Blog Sayfası(teferruat.org) ile bazen kendi tecrübelerimi paylaşıyor bazen de tecrübeleri bir araya getirmeye çalışıyorum. Bilişimde Gelecek Var Hareketinin, BT Eğitimcilerinin taleplerine kulak tıkayan çevrelerin uyanışında önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Hazırlık ve Akademik çalışma sürecinde oldukça stres yaşadığımız bu hareketin tüm BT Eğitimcileri için bir slogan olması yolunda sanal ve gerçek dünyada halen çalışıyorum. DİPNOT:Bilişimde Gelecek Var Hareketi’ni takip eden yıllarda Ankara merkezli kurulan derneğimiz, Bilişim Teknolojileri ve Eğitimcileri Derneği, dersimizi ve eğitim camiasının bakış açısını hayal edemeyeceğimiz noktalara taşımıştır. BTE Derneğinin ismini,kurucularını ve özellikle de Başkanımız sayın Burcu YILMAZ’ı bu nedenle unutmamak gerekir. Teşekkür borçluyuz…

 

BÖTE mezunu olmanın avantaj ve Dezavantajları nelerdir?

Öğretim sürecine, değerlendirme basamaklarına, Öğrenme ortamlarına diğer hiçbir eğitimcinin bakmadığı kadar eleştirel gözle bakmak ve onu daha nitelikli hale taşımak için yapılması gerekenleri planlamak sizin birincil işiniz oluyor. Çoğu kişinin kırmızı dediği bir renk için sizin açık ya da koyu kırmızı demeniz gibi bir durumdur bu. İnsanların net ve kendinden emin olarak tanımladığı bir durum için siz çok daha fazla alternatif sunabilir, planlayabilirsiniz. Bakış açınız çok farklıdır kısacası. En büyük avantajı bu bence.

Öğretim sürecini keyifli hale getirmek, öğrenme nesnelerini ve öğrenme ortamlarını öğrenici kitleye uygun hale getirmek, verimliliği sağlamak, uygun araçları tasarlamak sizin göreviniz. Eğer çalışma ortamınızda size bu yönde talepler geliyorsa ve siz de sağladığınız imkanı kullanan kitlede daha iyi sonuçlar alınabildiğini görüyorsanız buna tarifsiz bir mutluluk denilebilir. Ancak sizin vasıflarınıza rağmen yer yer bahsettiğim gibi önemsiz işlere koşmanız isteniliyorsa motivasyonunuzun bozulmasıyla başlayan süreci sıradanlık, sıradan bir öğretmenlik alıyor. Bir BÖTE’li olarak maalesef mezunlarımızın yarıdan fazlasının bu sıradanlaşmaya karşı pes ettiğini söyleyebilirim. Eğer becerilerinizi kullanabileceğiniz bir ortamda çalışmıyorsanız, güzel talepler gelmiyorsa aldığınız eğitimi her gün sorgular ve işin içinden çıkamazsınız. Bu da en büyük handikaptır.

Diğer taraftan bugün tartışma forumlarında ya da sosyal medya gruplarında programlama, yazılım, elektronik gibi konularda merak salmış gençlerin “Nereden başlamalıyım?” sorularının sonrasında teşviklerle gelen başarı öykülerini duyuyoruz. Bugün kendisinden beklenilen çok basit bir görevi yerine getirecek donanımı, anlaştığı bir  firmada(hatta prototiplerini kendisi 3D baskı ile alabilir) üretimini yaptırıp kendi yazılım altyapısıyla pazarlayabiliyor. Siz bir BÖTE’li olarak Kodlama, Bilgisayımsal düşünme gibi becerilerinin temelini zaten almış oluyorsunuz. İster bir Web portalı, ister bir Android/IOS uygulaması, ister bir girişimci olarak ticari kaygı taşıyan projeyi geliştirmek isteyin; yeni başlayan birinin çok çok önündesinizdir. Bu da bir diğer avantajı diyebilirim. Kendinize çalışma arkadaşları bulmak için, gerekli maddi desteği almak için de biraz kulak dolgunluğuna sahipseniz Öğretmenliği ve Özel sektördeki öğretmenlik alternatiflerini bile zorlamak zorunda değilsiniz. Yeri gelmişken; startup projeleri konusunda Bilişim ile ilgili bölümlerde mutlaka eğitim verilmesi gerektiğini düşünüyorum. BÖTE’nin  İşletme ile alakası yok ama üniversitede gördüğümüz 6’şar saat Matematik,Fizik,Kimyayı nereye koyacağız? Bu dersler yeni yeni yerini bulmaya çalışan BÖTE’de öyle sanıyorum ki saat tamamlamak için düşünülen derslerdi. Bilişim alanıyla ilgili çoğu dersin, bu derslere göre daha iyi olacağına eminim. Artık Gençlerimiz günün gereklerine uygun iş modelleri konusunda bilgilendirilmeliler. İşinizi kurup sonra ortaklar bulmak yerine başlangıçta size güvenen ve destekleyen bir güruha ulaştığınızda önünüzü zaten görmüş olursunuz. Siz bu noktada yeni kurulan ekiplere en büyük desteği verecek bireylerdensiniz.

 

BÖTE mezunlarının atamalarında sorunlar yaşanıyor. Bu durumdan hareketle BÖTE’lerin geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Bilişim Teknolojileri alanına kaynak teşkil eden çok fazla bölüm var. Geleceği olduğu düşüncesiyle –ki haksız sayılmazlar- neredeyse her üniversitede bu bölümün açılması ancak ülke olarak bakış açımızda bir yenilemeye gitmeden bu kadar insanı eğitip kullanabileceğimiz bir iş sahası yaratmadığımızdan gençleri sudan çıkmış balığa dönderdi. Teknoloji konusunda yatırımı sadece insan ya da sadece donanıma yapmak yeterli değil. Bunun sonuçlarını bizler bugün bile görmekteyiz. Okullarda okutulacak öğretim programları, günün trendlerine uygun şekilde güncellenmeli. Öğrenciler yıl boyunca yaptığı çalışmaları sergi ve bilim şenliklerinde sunarak tabir-i caizse “Okullarda sadece ofis öğretiliyor” düşüncesinin yıkıldığını tekrar ispat etmeliler. Açıkçası tek başına Yükseköğretim programlarında değişikliğe gitmek, okulları salt donatım malzemeleriyle boğmak ancak öğrenciden gelen dönütlere boş vermek ve eğitimcileri eğitmemek boşa kürek çekmenize neden olacaktır. Bunlardan herhangi birisine boş veremezsiniz.

Toplum, Bilişim Eğitimi meselesini hep basite indirgedikçe, yani üst düzey beceriler ve ülkenin gidişini değiştirecek fikirler konusunda bir arz oluşmadıkça bu işi özelde ya da kamu kuruluşlarında öğretecek kişilere yani BÖTE’lilere, teknologlara ihtiyaç olmayacaktır diye düşünüyorum. Bu konuda arzı yaratacak bence üniversite sıralarında okuyan kardeşlerimiz ve gerekli becerileri kazandıracak yükseköğretim kurumlarıdır. Mezun olur olmaz, memuriyete adım atmış olmanın rehaveti ile sürekli rölantide seyreden, yerinde sayan bir eğitimci modelinden acilen uzaklaşmaları gerekiyor. Bugün BÖTE’lilerin hepsini bir kerede atama şansımız olsa ancak okullarda sınıfta derslere girmeden, sadece şu an bizim uğraştığımız ders dışı işlerle meşgul olsalar eminim ikinci kez üniversite okumak isteyecek ve bu bölümü seçmeyeceklerdir. Çünkü taşıdığı sıradan bir cep telefonunun özelliklerini bile tam olarak kavrayamamış bir toplumun, eğitimci kitlesinden de maalesef “Sadece donanımlarımız çalışsın, eğitim süreci için rehberlik istemez” şeklinde muamele göreceklerdir; bugün yaşadığımız gerçek maalesef bu. Bugün atanmış olan biz BÖTE’liler, maalesef Bakanlığın kalite getirme amacı taşımayan talepleri ile okullarda niteliğini arttırmaya çalıştığımız ve Rehberlik ihtiyacı olan diğer öğretmenler arasında sıkışıp kalmış vaziyetteyiz.

Özetle, gelişmeye ihtiyacı olan bireyler bunun farkına varmışsa işiniz kolay; üniversiteler, bakanlık gerekli düzenlemeleri yapar, size sadece üniversitede öğrendiklerinizin üzerine eklediğiniz becerilerinizle uygulamak kalır. Doğacak bu ihtiyaç hem atamaları hem de BÖTE’nin geleceğini olumlu etkiler. Ancak değişime ve nitelik kazanmaya dair bir farkındalık oluşmamışsa, direnç varsa size kimse yardım edemez; ya da mucizeleri siz yaratırsınız !

 

Üniversite okuduğunuz şehrin Avantajları ve Dezavantajları nelerdir? Zorluk çektiniz mi?

Hani bazı şehirler vardır; öğrenci çekildiğinde içinde hiçbirşey kalmaz; Çanakkale böyle bir şehir işte, küçük. Çanakkaleli diyebileceğimiz öğrenci sayısı %1’den daha az. Temiz havası, doğal güzellikleri, ulaşım kolaylığı, sakinliği ile Ege’de insanların yaşamak isteyebileceği şehirlerden.

Öğrencilik yaşantımız boyunca ihtiyaç duyduğumuz bazı konularda, ülkemizin Bilişim ve İnternet alanında emekleme dönemlerinde olması zaman zaman bizleri zorlamıştır. Bilişim konusunda ihtiyaç duyduğumuz bir yazılımı sadece bir firmadan bulabilme şansımız vardı. Bilgisayar almak istediğimizde ise en fazla üç-dört kadar firma. Üstelik bu firmaları da şehrin üniversitesinden mezun olmuş ya da halen okumakta olan öğrenciler kurmuşlardı. Kendi taleplerimizle gittiğimizde aynı dili konuşabiliyor ancak bazen alternatiflere ulaşamadığımızda seçim yapamama konusu üzücü olabiliyordu. Örneğin bilgisayarımı almak için İstanbul’a gitmek zorunda kalmıştım.

Şehrin bir dezavantaj olarak saydığım bu küçüklüğü, ulaşım açısından bir avantajdı. Şehrin en uzak noktasında olan kredi yurtlar kurumuna minibüs ile gittiğimiz gün sayısı azdır. Derslere yetişmek kaygısı taşımıyorsanız rahatlıkla yol arkadaşınızla katlanılabilir bir mesafesi vardı. Çanakkale’de insan, yürümek için bahane arıyor. Alışveriş merkezleri, kafeler, devlet yurdu yerleşkeleri,… gençlerin ihtiyaç duyabileceği birçok şey boğaz kıyısında diyebilirim. Üstelik boğazı tepeden gören Terzioğlu kampüsü ve BÖTE’nin de bulunduğu, boğaza 5 dakika uzaklıktaki Anafartalar kampüsünü de unutmamak gerekir.

Gençlerin bu kadar çok olduğu yerde Sanatsal etkinlikler de(Özellikle Müzik) elbette sayıca fazla idi. Baharı karşılamadan bile yeterince faaliyet yapılmaktaydı. Öğrenci kulüpleri aktif olarak çalışıyordu. Son yıllarda seçmeli olarak aldığımız bazı derslerle birlikte Çanakkale’nin doğal güzelliklerini görme şansımız da oldu. Bu noktada yaşadığım pişmanlıklardan birisi, derslere fazla yoğunlaşmamız nedeniyle Ege bölgesinde Çanakkale’ye yakın doğal ve turistik güzelliklerin bazılarını gözden kaçırmış olmamdır. Tabi ki bu yerlere geçmeden en önce Şehitler Abidesini, Çanakkale savaşının geçtiği yerleri, Şehitlik anıtı içindeki müze dışında Gelibolu yarımadasında evini müzeye çeviren yöre halkının evlerini,… kısacası savaşa ve ecdadımıza dair herşeyi öğrenmek ve özümsemek gerekir. Eğer bizler birer öğretmen olarak atanırsak Çanakkale’nin geçtiği her özel ve anlamlı günde bizden başka birisi suya sabuna dokunmamalı diye düşünüyorum. Nitekim okullarda ve derslerde kullanılabilecek Multimedya içerikleri turistlere sunmak konusunda en yetkin şehirlerden birisidir. Çanakkale’de okuyan bir öğretmen adayı, kendisini çok iyi yetiştirmeli.

Saydığım kolaylıklara kıyasla yaşadığım tek zorluk, Üniversite hayatım boyunca yaşadığım şehir olan Sivas ile Çanakkale arasında direkt ulaşım olmadığından, Ankara ya da Bursa şehirlerinden kalabalık eşyalarımla ve bazen de bunlara eklenmiş bilgisayarımla aktarma yapmak olmuştur. Aktarma sırasında fazla beklemiyor olmama rağmen hem bu değişiklik hem de yaklaşık 17 saat süren yolculuk yorucu oluyordu. Tabi bayram günlerinde seyahat etme durumum varsa birkaç saat Terminallerde sıkıntıyla beklediğim olmuştur. Ancak Iğdır’dan gelen ve sadece yolculukları 24 saat süren arkadaşları gördükçe de kendi durumuma hep şükrettim.

 

Okuduğunuz üniversitenin size ne gibi avantajları oldu?

Bu iyi bir şey mi bilmiyorum ama geçme notumuz 70’di. Üniversiteye geçtiğimizde hepimiz sistemi yeni öğreniyorduk ve şahsen geçme notunun liseden alışık olduğumuz gibi 45, 50 gibi notlar olacağını düşünüyordum. Çan eğrisi sistemi olsa da hem az sayıdaki sınıf mevcudumuzun yarısı gerçekten iyi notlar alıyordu hem de sınıfın yarısından fazlası teknik lise çıkışlı olduğu için bizleri daha fazla çalışma noktasında güdülüyordu. Ancak aynı durum sayısal konularda tam tersineydi; çünkü bu alanda da biz düz liseliler iyiydik. Diğer taraftan sınıfım için söylediğim özellikler bölümüm için de geçerliydi. Zira Fakülte birincisi BÖTE’den çıkıyordu –ki diploma töreninde bizde şaşırmıştık. Özetle… çalışmak konusunda sürekli istekliydik, azla yetinmek, geçecek kadar not almak gibi öğrenciyi rehavete kaptıracak durumlar yoktu. Bu bence bir avantaj oldu.

Akademik kadromuz çok gençti. Hocalarımızın çoğu Mühendislik çıkışlı olduğu için ve çok yeni mezunlar olduğu için aynı dili konuşamadığımız birkaç hocamız dışında iletişimimiz çok iyiydi. Başta da dediğim gibi bölümün yeni olması nedeniyle herkes öğreneceği bilginin kaynağına saygı duyuyordu. Bölüm yeni, dersler yeni,… Bizden öncekiler ÇOMÜ BÖTE’nin ilk mezunları olduğundan biz ve sonrakiler arasında sürekli bir sorgulama,keşfetme,sürekli öğrenme havası vardı. Karşılıklı bu fikir alış-verişlerini benim gibi Devlet yurdunda kalan öğrenciler çok daha fazla yaşadık çünkü yurt bünyesinde kişisel bilgisayarlarımızla çalışabilmemiz için bize tahsis edilen bilgisayar odası, eski ve yenileri buluşturan çok önemli bir mekandı. 4 senemin bu çalışma odası nedeniyle çok keyifli geçtiğini söylemeliyim. Öğretmen ve öğrenci arasında da bu bilgiye ulaşmanın verdiği bir hareketlilik vardı ve okul dışında adeta bir arkadaşlık havası hakimdi.

 

Şu an öğrenci olan arkadaşlara portfolyo hazırlamalarını önerir misiniz? Hazırlamanın önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

Portfolyo, sizin alanınızla ilgili yetkinliğinizi ispatlayan bir ehliyettir kanımca. Yeni üniversite mezunu olan bir arkadaşımızın portfolyosunda tecrübelerden çok hazırlığının ne düzeyde olduğunu gösteren çalışmaların olacağını düşünüyorum. Özel sektörde bu tip bir hazırlığının su götürmez yeri olacaktır. Sektörde ilerledikçe, hakimiyet alanınız genişledikçe, kazanımlarınız çoğaldıkça ve çalışma arkadaşlarınız yani grubunuz yetkin oldukça tercih sebebi olacaksınız. Projeniz, birlikte çalıştığınız kişiler, rehberlik edenler sizin için etiket olacaktır. Tabi bu çalışmaları arşivlerken ya da hazırlarken dijital ortamı, hazır tasarım ve düzenleme araçlarının nimetlerini kullanmak sizin için birinci seçenek olmalı.

Özel sektör dışında çalıştığınızda gerek okulunuz gerekse eğitim çevresi için hazırlayabileceğiniz projelerde birlikte çalışacağınız ekip için bir avantaj olursunuz. Burada hem bakış açınızı hem de bilişim araçlarının da içinde bulunduğu öğrenme süreçlerinde deneyiminizi kullanabilirsiniz. Birlikte çalışacağınız kişilerin öğrenmesi gereken konularda BDE-BDÖ konusundaki yeterliliğiniz ekibinizin çalışmalarına hız kazandıracaktır.

 

Bir BÖTE mezunu olarak şu an okuyan arkadaşlarımıza önerileriniz nelerdir?

Miletçe “Kervan yolda dizilir” repliğini hayli benimsemiş durumdayız. “Hele bir göreve başlayalım, önce bir atanalım,…sonrasına bakarız” diye düşünmekteyiz. Mesleğin içine atanmadan göremeyeceğimiz, farkına varamayacağımız eksiklikler kesinlikle olacaktır. Her insan, her çocuk ayrı bir dünya. Karşınıza ne gibi sürprizlerle ya da ne gibi sorunlarla çıkacağını bilemezsiniz. Derslerinizde sınıfın yönetimi, öğrencilerin bireysel becerileri, öğrenme hızları gibi konularda öğrencinin kendisinden kaynaklanan farklı durumlar için o an çözüm üretmeniz gerekecektir. Hiçbir üniversite ya da formal eğitim kurumu sizin karşılaşacağınız çok çeşitli senaryolar için sizi öğretmenliğe hazırlayamaz; bu mümkün değil!

Ancak sınıfın içine girdikten sonra hazır olmanız gereken bir durum vardır ki ilk seferde “Birlikte araştıralım, pek bilgim yok” diyerek durumu samimi olarak anlatır sonraki süreçte ise eksiğinizi kapatmazsanız öğrencilerinizin zekalarına ve kendi kibrinize yenilirsiniz. Özetle Konu Alan Bilgisine en üst düzeyde hakim olmak, siz ve öğrencileriniz için trend uygulamaları ve gelişmeleri takip etmek, bunları önce okulunuza sonrasında da dersine girdiğiniz öğrencilere taşımak zorundasınız. Çünkü bir BÖTE’li olarak ebeveynlerin, idari yetkililerin ya da meslektaşlarınızın gerisinde kalamazsınız. Bu saydığım gereklilik ders anlatırken size gerekli olacaktır. İşin bir de sınıf dışındaki durumu yani sizin öğretmenlik dışındaki göreviniz var: Bilişim Teknolojileri Rehber Öğretmenliği görevi:

Er geç bu kavramla tanışacaksınız. Yapmaya başladığınızda okulunuzdaki Donanım ve Yazılım altyapısının stabil çalışmasıyla birlikte gerekli yerlerde meslektaşlarınıza Rehberlik yapma görevi, bazı komisyonların doğal üyesi olmak, kurumsal web sitesiyle ilgilenmek sizin üzerinizde olacaktır. Kabul edelim ya da etmeyelim; yukarıda bahsettiğim ve ders esnasında gelişebilecek, bilginizin olmadığı alandan gelen bir soruya öğrencilere verdiğiniz türden bir cevap verirseniz ve durumu alışkanlık haline getirirseniz kendi yetkinliğinizi sorgulamaya başlar, branşının gereklerini çok hızlı olarak hayatına tatbik etmeyen bir öğretmen olarak gözden düşersiniz.

Üniversite sıralarında okuyan kardeşlerimiz KPSS ya da ileride uygulamaya geçmesi olası her türden sınama şekillerine hazırlanırken atanacakları okullarda yerine getirmeleri gereken görevler için bir yeterlilik kazanma telaşına pek girmemekteler. Bölümümüzü salt “Eğitim Yazılımı” geliştirmekten ibaretmiş gibi algılayan öğrenci ya da akademisyenler olabiliyor. Akademisyenlerin sahaya inmemiş olması(Pedagoji dersini anlatmalarına rağmen), BÖTE’li bir öğretmen adayına rehberlik edecek olan akademisyenin BÖTE mezunu olma gerekliliğini taşımaması, öğrencinin de sınav stresiyle boğuşuyor olması, okullarımıza staj döneminde gelen öğretmen adaylarının mesleklerinin kolay ve zor yanları hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan bu süreci eksik tamamlamalarına neden oluyor. Sonrasında sık sık tartışma gruplarında “Bu benim görevim mi?” ya da “Böyle bir durumda ne yapmalıyım?” tarzında soruları alıyoruz. Atanma sürecinin bir parçası olan sınavlar bir ön şart ve çok önemli. Ancak diğer branşlara kıyasla yaşayacağınız iş yoğunluğu, eksiklerinizi kervan yoldayken düzmenize izin vermeyecektir. Üniversitenin size verdiklerinin devamını araştırmalısınız!

 

Burada saymadığım bazı yeterlilikleri de ekleyecek olursak bir BÖTE’li;

-Bu röportajın yapıldığı tarihteki trendleri derslerine adapte etmeyi kesinlikle planları arasına almalı: “Kodlama, Maker kültürü, Web 2.0 araçları, Geliştirme Kartları, Robotik ya da Mekatronik diyelim, Mobil uygulama geliştirme, Dijital Vatandaşlık/Siber Zorbalık, İşbirlikli yazarlık, 3Boyut-3D Baskı-Basit Modelleme araçları…” gibi konularda öğrencilerini yetiştirmeyi birincil hedefleri arasına almış olmalı. Bu arada bahsettiğim bu konular Teknik liselerde gösterilmesi gereken konular değil Ortaokullarda bahsedilmesi elzem olan konulardır.

Burada sadece kodlama örneğinden ilerleyecek olursak Algoritma ile ilgili olarak BÖTE’li kendisine üniversite sıralarında verilen akış şemaları ve senaryoları derslerinde kullanma yoluna gitmemeli, çocukları boğmamalı –ki bu çok yanlış bir yaklaşım olur. Öğrencilere yabancı oldukları kavramları yapılandırmacı yaklaşımla vermeye çalışmalı. Sonuca ulaşmayı hedeflemekten ziyade sonucu sorgulayarak gerekli yeterliliğe sahip olmayı hedeflemeli. Sensörlerle, duyarlılıkla çalışan günümüzün teknolojik donanımlarını inceleyerek çözüm üretmeli ve bu çözümü uygulayacağı aracı donanım ve yazılım olarak geliştirebileceğinin farkında olmalı. Bugün bunun için hem donanım hem de yazılım olarak çok basit tasarım araçları bulunmakta. Üreteceğiniz bu çözümü de öğrendiğiniz 3D tasarım aracıyla tasarlayıp sınıfınızdaki 3D baskı aracından(3D Yazıcı) çıkardığınızı düşünün. Öğrenmenin gerçekleşmemesi ya da gerçek hayata dokunmaması gibi bir sonuç olabilir mi?

-Hem kendi bilgisini paylaşabileceği hem de mesleki-kişisel anlamda iletişimde kalmak için kullanabileceği online ortamda bir günlük tutmalı

-Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersinin ders saatlerini üst seviyelere ve daha alt eğitim kademelerine indirmeye çalışırken sınıf içinde verdiğiniz eğitimin yetersiz ya da tekdüze geldiğini hissetmeniz olasıdır. Bu nedenle Flipped Classroom kavramına biraz hakim olunmalı

-Konu alan bilgisi bakımından eksiksiz olmasa da eksiklerini hangi ortamları ve hangi yöntemleri kullanarak hızla kapayabileceğini bilmeli. Kendisine gelen mantıklı talepleri karşılamak için yine kendisini bilgiyle donatmalı

-Bakanlığımızın diğer branşlara kıyasla Bilişim alanında görevli eğitimcileri yetiştirmek adına daha fazla yatırım yaptığını ve bu konuda gerekli eğitimleri Hizmetiçi Eğitim Merkezlerinde verdiğini bilmeli ve bu eğitimleri bir rutin haline getirerek mutlaka katılmalı

-BÖTE konusunda Türkiye’de ilkleri yaşatmış ya da uygulamalarıyla öne çıkmış Akademisyen, Eğitimci, Teknolog,… tüm meslektaşlarımızı bilmeli ve bunlarla ortak her türden projenin içinde bulunmaya çalışmalı. Kongre, Sempozyum ve Çalıştaylara katılım göstermeli; akademisyen olmayı beklememeli !

-Dünyada Bilişim alanıyla ilgili olarak farkı ülkelerin uygulamalarını ve eğitim yaklaşımlarını takip etmek adına yapabiliyorsa yurtdışı programlarına katılmalı

-Sosyal Medyayı iyi kullanarak ulusal ve uluslararası her türden öğrenme ve değerlendirme aracı, portal, öğrenme  yönetim sistemi, uzaktan öğrenme stratejileri, sınıf yönetim yazılımları gibi araçları önce kendisi kullanmalı, sonrasında da okulundaki eğitimcilere bunların kullanımıyla ilgili olarak rehberlik yapmalı. Clasdojo, Clasloom, Google Classroom, Socrative, Spiral, Plickers, Kahoot gibi araçların üniversitelerde üstünkörü geçtiğini ya da hiç isminin geçmediğini duyuyoruz…

-Bir BÖTE’li özellikle 2005 yılından sonra yaşadığımız sancılı süreçleri bir nebze olsun atlatmamızı sağlayan, dersimizi önemli noktalara taşıyan “Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği”nin varlığından haberdar olmalı. Normalde dernekler gönüllülük esasıyla çalışan sivil toplum kuruluşlarıdır. Ancak BTE Derneği, ülkemizde Bilişim Meselesinin anlaşılmamış olmasından dert yakınan ancak HİÇBİR GİRİŞİMDE BULUNMAYAN BT Eğitimcilerinin de sesi olmuştur. Bu derneğin faaliyetlerini en azından takip etmek ve destek olmak boynumuzun borcu olmalı diye düşünüyorum.DİPNOT:Hem üniversiteden gelen stajyer arkadaşlarımız hem de zaman zaman bizlere teslim edilen aday öğretmenlere, “Tamam, hep atama sorunlarından bahsediyor ve kendinizi stres altında hissediyorsunuz ama sizler için koşturan insanları tanıyor musunuz? Sizler kendiniz için ileride ne yapacaksınız?” dediğimde kimsenin gıkı çıkmıyor. Ne alan için önemli şahsiyetleri ne de kuruluşları, çalışma gruplarını tanıyorlar! Alanından bihaber olan öğretmen adayının atanması durumunda kendi geleceğine fazla bir katkı sağlayabileceğini düşünmüyorum.

-…ve son olarak öğrenme sürecine olan bakış açısını, disiplinler arası çalışma şekli ve STEM uygulamalarıyla diğer tüm öğretmenlere hissettirmeli. Aldığı eğitimi işbirliği çerçevesinde kullanması gerektiğini unutmamalı ve BÖTE eğitimi almış bir eğitimcinin kuruma kazandırabileceği tüm farklılıkları yaşatmalı. Öyle ki BÖTE’li hakkında yorum yapan eğitimciler “Siz normal öğretmenlerden, bizlerden biraz farklısınız sanki” demeli !